14 Şubat 2016 Pazar

In the Heart of the Sea – Moby Dick

“Bu büyük canavarın ne yılmaz bir yaratık olduğunu çok yakında anlayacaksınız.” [Moby Dick]
Bir çok ünlü hikayenin neden bu kadar ünlü olduğunu anlamak kolay olmuyor. Bu efsane hikayelerin ardında o kadar bariz olmayan başka bir anlam mı yatıyor? Tanrılar Okulu’nun yazarı Stefano D’Anna’ya göre en iyi hikayeler mesajı gizli olarak verenler. Doğrudan söylediğinizde bilinçli zihin mesaja itiraz ediyor. Kendi fikirlerine karşı gelindiğinde kendini tehdit edilmiş hisseden zihin, 'bu mesajın benimle ne ilgisi var' diyerek görmezden gelme eğiliminde oluyor. Yazara göre en iyi hikayelerden biri Pinokyo! Tahtadan yapılmış bir çocuğun gerçek çocuk olma hevesini anlatan hikayenin gerçek mesajı, hemen hemen tüm insanların bize öğretilmiş hayatları birer kukla gibi yaşamamız. Bunu okuduğunuzda içinizde, ‘yok canım ben kukla gibi yaşamıyorum’ diyen ses varsa onu hemen dikkat almamakta fayda var.

In the Heart of the Sea filminde ise dünyanın en meşhur romanlarından biri olan Moby Dick’i yazmak için Herman Melville’e ilham olan olayları anlatıyor. Bir grup denizcinin balina avı gibi gözüken hikayenin arkasında nasıl bir anlam yatıyor?

Aydınlanma Çılgınlığı’nın yazarı Jed McKenna’ya göre Moby Dick’in yazarı Herman Melville, kendi zamanının en önde gelen ruhani öncülerinden biriydi. Moby Dick ise onun çıktığı yolculuğun seyir defteri...

“Gözle görünen her şey, insan, mukavvadan bir maske gibidir. Ama her olan bitende – her canlı eylemde, her kuşku götürmez olayda – bilinmez bir akıl vardır; bu akıl kendi damgasını vurur o akılsız mukavva maskeye. İnsan vuracaksa o maskeye vurmalı! Tutsak duvarı delmeden nasıl kaçabilir zindandan? Benim için beyaz balina, etrafımı kuşatan o duvardır. Bazen bunun ötesinde hiçbir şey olmadığını düşünüyorum. Ama bu da yeter.” [Moby Dick]
Film balina avına çıkan bir denizcinin balina avı sırasında, karşılaştığı devasa ve beyaz bir balina ile yaptığı mücadeleyi konu alıyor. Oldukça basit gibi görünen bir hikayenin güçlü olmasının nedeni verilen gizli mesajında... Hiç bir balinaya benzemeyen Moby Dick, yanılsamalarımızı simgeliyor. Arzularımız, hedeflerimiz, çabalarımız, oluşturduğumuz kişilikler... Onun peşinden giden insan ise ego’nun ta kendisi. Tüm yanılsamaları yaratan ego onun peşinden tüm gemiyi sürüklüyor. Okyanus ise tüm bu içinde olduğumuz bilinç... Evren... Okyanusun bilinmeyen ve kaçınılmaz bir dinamiği var; akıntıları, dalgaları, fırtınaları... Gemi ve kaptanı, ancak onunla uyum içerisinde güvenli yol alabilir ve kısıtlı bir iradeye sahiptirler...
Egonun yani zihnin yarattığı bu balina, bizi engelleyen canavarımızdır. Bu canavarlar uyanmamış, zihinlerinin mahkumu olan kişiler tarafından beslenir ve büyütülürler. Onları fark etmek ve onların etkisinin yok olmasını sağlar...

“İnsanların çılgınlık dediği şey, Tanrı için aklın ta kendisidir. Tüm insan düşüncelerinden sıyrılan akıl, Tanrı düşüncesine ulaşır sonunda; bu düşünce akıldışı ve çılgınca bir şeydir bizim için. Oysa bu düşünceye varan mutluluğun da mutsuzluğun da üstüne çıkar; tıpkı Tanrı gibi umursamacı olur.” 


“Beni güneş küçük düşürürse güneşi vururum. Güneş bana düşmanlık ederse, ben de düşman olurum ona; adil bir oyundur bu; kıskançlık yönetiyor tüm varlıkları. Ama ben bu oyunun da kölesi değilim oğlum. Kimdir benden üstün olan? Gerçeğin sınırları yoktur.”

Ne demek istiyor Kaptan Ahab? Uyanma yolculuğu zorludur; tüm oluşturulan kişiliğin öldürülmesi, tüm yalanların, fikirlerin, inançların, her şeyin bırakılması gerekir; bu da zorlu bir yoldur... Düşman güneş bile olsa vazgeçmemelidir. Öte yandan adalet kavramı zihnin ürünüdür sadece. Ne olursa olursa oyunun adil olduğunu kabul etmemiz, aşılamayacak bir durumun olmadığını anlatıyor. Kıskançlık ise zihnin kıyaslama ve karşılaştırma ile çalıştığını göstermektedir. Etki ve tepki, zıtlıkların dengesi, nedensellik... Tüm bu ikili düşüncelerin kölesi olmayı bırakıyor Ahab. Ego’suna baş kaldıran kaptan, egosunun ondan daha üstün olamayacağını ima ediyor ve meydan okuyor. Gerçeğin ise sınırları yoktur, çünkü sınırları olan her şey, ikili düşünen bu zihne, bu dünyaya aittir. Bu şekilde sınırları kaldırmaya başlayan kişi ise sınırların olmadığı birliğe varacaktır...



“Kalkıştığım bu işi kendim istedim ve istediğimi de yapacağım! Beni deli sanıyorlar, delirmiş deliliğin ta kendisiyim. Bu yabani delilik yalnızca kendisini kavramak için durgunlaşır.”

“Ne beyaz balina, ne de insanlar, ne de şeytanlar yaşlı Ahab’ın öz varlığına bir fiske vurabilirler. Ahab’ın mı kaderi seçtiği, yoksa kaderin mi onu seçtiği, Ahab’ın kendisi tarafından bile tam belirlenememektedir.”

“Ahab, Ahab’ın kendisi mi? Bu kolu kaldıran ben miyim yoksa Tanrı mı? Koca güneş bile kendiliğinden hareket etmiyorsa, o bile göklerin buyruğunda ufacık bir köle ise; tek bir yıldız bile görünmez bir gücün etkisi olmadan dönmüyorsa, bu küçücük yürek nasıl çarpar, bu küçük beyin nasıl düşünür, Tanrı değilse bu yüreği çarptıran, bu düşünceleri bana düşündüren, beni böyle yaşatan.”
Ahab tüm bu yolculuğun sonunda gerçeğe ulaşır, farkındadır artık; özgürdür. Algılama gücü yükselmiştir artık ama eğlenme gücü azalmıştır. Kalıcı bir huzur kaplamıştır gelip geçici eğlencenin yerini... Az da olsa lanetlenmiş gibi hisseder bu dünyada artık kendini...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme