5 Mart 2015 Perşembe

İtirazım Var


Kendini geliştirme ve uyanma yolunda ilerleyenlerin en çok duydukları kavramlardan biri “şimdi” veya “anda olmak”... Bu kavramı gerçekten anlıyor muyuz? Anlamak için zihnimizi devreye alıyoruz? Zihin bu düşünüp tartıp anımı yaşamalıyım mı diyor? En temel yanlış anlama belki de anımı yaşayıp günümü gün edeyim diyerek daha da egosal bir tavra bürünmektir. Peki neden bunu anlamak bu kadar zor? Cevap soruda gizli... Anlama zihinle yapılacak bir şey; zihin için sadece geçmiş ve gelecek vardır. Bir şey yaşarsınız ve artık bu bir deneyimdir, yani geçmiştir... Bu deneyimi sevmişizdir tekrar yaşamak isteriz, planlarız; bu da gelecektir. Zihin asla şimdide var olamaz. Bu sebeple doğru kelime anlama değil, hissetmek, özümsemek veya anla bir olmak olabilir. Bunun için de zihninizi bir kenara koymanız gerekir.

Sıradan gözüken ama bir o kadar ilginç olan bu filmin en önemli repliklerinden biri şöyledir:
“İnsan sadece suçluyken kaçmaz. Bazen suçlandığın için de kaçarsın. Ama bir kere kaçmaya başladıysan bir şeyleri de muhakkak kaçırırsın elinden; bazen gençliğini kaçırırsın, bazen geleceğini, bazen de aklını... Fakat işin en güzel tarafı da bundan sonra başlar, çünkü aklını kaybedince korkularından da kurtulursun. Bu da seni özgürleştirir. Çünkü sadece korkaklar kendi akıllarına güvenirler ve bütün korkaklar hakikatin esiridir. Oysa hakikat, akıl veya başka bir şeyle  kavranılmaz. Hakikatin ancak parçası olunur. Bunun için kurtul! Geçmişinden, geleceğinden, aklından... Kainatta ne varsa şu anda olduğunu görmüyor musun? Sadece burada, sadece şimdi... Gözlerini kapa ve kalbini aç. Aklını da bırak gitsin.”

Anda olmak, hakikate ulaşmak akılla ulaşılacak bir şey değildir, herkesin kişisel yolculuğu farklı ve değişkendir... Bir anlamda anda olmak akışta olmakla özdeştir ve bu akışta olan bir kalp ile mümkündür. Bizi genelde kontrol eden zihnimiz ise koşullanmıştır. Ailemiz, eğitim sistemimiz, kültürümüz ve dinimiz zihni koşullandırır ve sabitler. Yaptığımız davranışları otomatik olarak yaparız... Arkasında yatanı görmeden...
Filmin kahramanı eski boksör imam Selman Bulut eşini dövmek güdüsü ile yanıp tutuşan bir polise şöyle der: “Dövememek merhametten, dövmemek kibirdendir...”

Zihnin en büyük koşullanması ile sözde din le olur. İnsanları, toplumları yöneten politika  katılmış inanç ile... Ne de olsa hassas bir konudur ve zaten tartışmayı sevmeyen zihin için tamamen örtülü bir alan haline gelebilir bu alan. İmam Selman tüm diğer görüşleri araştıran biri olarak Diyanette çalışan birine şöyle der:
“Siz de yeteri kadar enteresansınız; diyanette çalışıyorsunuz...
Din u millet sorar isen, âşıklara din ne hacet Âşık kişi harab olur, harab bilmez din diyanet... Yunus Emre...”

İhsan Eliaçık'ın Mülk Yazıları adlı kitabının bir bölümünden alıntılanarak derlenen vaaz da oldukça ilginçtir ve değerli dinimizin tarihte nasıl çarpıtıldığı konusunda yeni bir bakış açısı getirir:
“İhtiyaçtan fazla mal haramdır, hırsızlıktır… Altın ve gümüş, yoksullar üzerinde hegemonya kurmak için kullanılıyor… İnfak edilmiyor… Mülkte şirk koşuluyor… Kırkta bir diye bir şey tutturulmuş gidiyor… Komşusu açken tok yatmamak için zengin mahallelerine taşınanlar var… Peki sokaktaki açtan, yoksuldan haberiniz var mı? Bu dinin klasik fıkıh anlayışı, yeryüzünün sokaklarında aç gezen 1 milyar insan için ne diyor?
O fıkıh, Ömer’i vuranların, Ebuzer’i çöle gömenlerin, Ali’yi hançerleyenlerin, Hüseyin’i susuz bırakanların, Medine’yi yağmalayarak dokuz yüz sahabe kadınına tecavüz edenlerin ve Kabe’yi mancınıkla ateşe verenlerin fıkhıdır. O fıkıhtan bir şey çıkmaz. O, zenginlerin, kodamanların, cariye ve köle sahibi olma peşine düşmüşlerin fıkhıdır. Sultanların, harem ağalarının, zindandan İmam-ı Azam’ın kırbaçtan morarmış cesedini çıkaranların, kırkta bircilerin fıkhıdır… Ebuzer Gifari’nin dediği gibi ‘Geceyi aç geçirip de kılıcına davranmayanın aklından şüphe ederim’...”

Tüm bu derin mesajlarının yanı sıra filmin aslında bir Sherlock Holmes uyarlamasına benziyor...
Camide gerçekleşen bir cinayeti imam Selman çözmek için maceradan maceraya koşar. Filmin senaristliği ve yönetmenliğini yapan Onur Ünlü’nün kurgusu muhteşem. Diğer oyuncular gücenmesin ama Serkan Keskin filmi almış götürmüş...

Hiç bir şey göründüğü değildir, hiç bir şey görüldüğünün tersi değildir.

4 yorum:

  1. Çok güzel şeyler yazıyorsunuz. Çok yararlı bana göre. Sizinkine benzer bloglar önerir misiniz?

    YanıtlayınSil
  2. Çok teşekkür ederim. Tavsiyede bulunmak isterim ancak düzenli takip ettiğim yerli bir blog yok. Bol bol kitap okuyup, film seyretmeyi seviyorum. Takip ettiğim bazı yazarlar (Eckhart Tolle, Krishnamurti, Debbi Ford, Byron Katie vs) var ve Tiny Buddha gibi yabancı blogları takip ediyorum. Sevgiler

    YanıtlayınSil
  3. Ben de teşekkür ederim yorumlarınız için, yazdıklarınızı okumak keyif verici...

    YanıtlayınSil