12 Temmuz 2021 Pazartesi

2040


2040 yılında Dünya nasıl bir yer olmalı?

Siz hayal etseydiniz nasıl bir 2040 gözünüzün önüne gelirdi?

Bu soruyu şu andaki yetkililere değil, o zaman yetişkin olan çocuklara sorsaydık neler derlerdi?

İşte tüm çocukların verdikleri cevaplar bu harika belgeselde: Daha çok kucaklaşma, eşit gelir dağılımı, eşit fırsatlar, daha çok çiçek, ağaç, daha temiz bir dünya, silahsız bir dünya, temiz bir okyanus, uyumlu bir yaşam, temiz bir suda yüzmek, ışınlanma, elektrikli araba… Daha temiz bir dünya yaratmak için işe yarayacak yeni icatlar.

En önemlisi başka bir çocuktan geliyor:

“Dünyayı temiz tutmanın bir insan içgüdüsü olmasını istiyorum.”

İnsanın doyumsuz bir şekilde dünyayı kendi arzuları doğrultusunda yaşanmaz bir hale getirmesine dair sayısız yayın var. Atmosfer ısınıyor, yeşil alanlar, buzullar azalıyor, hayvan cinsleri yok oluyor. Ümit ederim ki, birçok kişi artık bu gerçekleri biliyor. Ancak sabah kendi yaşamamıza uyandığımızda birey olarak ne yapabiliriz ki deyip, tüketmeye, benzin harcayan arabamızı kullanmaya, bolca deterjanla her dakika çamaşır makinası, bulaşık makinası kullanmaya, rekabetin körüklediği sistemi besleyen devam ediyoruz. Daha çok para kazanmak için daha çok satmak isteyen bir firmanın içerisinde bulunup, kazandıklarımıza birçok ihtiyacımız olmayan her türlü kıyafet, tatil, ev, araba, elektronik cihaz, botoks, yemek vs. Elbette sözümüz meclisten dışarı.


Oysa toplumları oluşturan bireylerdir. İnsanlığı oluşturan en minik yapı taşı bizzat kişilerdir. Biz değişirsek dünya değişir. Hepimiz bir zamanlar çocuktuk. Bugünün çocuklarının bakış açısına bizler de sahiptik. Tek yapmamız gereken şey içimizdeki çocuğu hatırlamak ve rekabet yerine iş birliğini, uyumu yeniden hayatımızın odağına koymak. Bizler kabileler halinde hayatta kalmış sosyal canlılarız. Sosyal bağlar bizleri mutlu ve sağlıklı yapmaktadır.
 Bireyselliğin ve rekabetin pompalandığı düzen, bizlerin sonunu getirmekten başka bir işe yaramayacaktır.

2040 isimli filmde, mevcut küresel sıkıntıların yanı sıra somut çözümler sunuluyor. Ayrıca fikir ve çözüm önerilerinizi paylaşabileceğiniz bir web sitesi mevcut: https://whatsyour2040.com/

-Minik güneş enerjisi panelleri takmak ve enerjiyi evden eve paylaşımını sağlayan bir sistem. Bu insanları birbirine bağlayan sıra dışı bir çözüm.

-Çörek şeklinde kendine yetebilen habitatlar kurmak.

-Tarımın yeniden ön plana çıkması.

-Okyanustaki yosunun artışını sağlamak hem karbonu çekmek hem de balıklar için bir habitat yaratmak.

-Sürücüsüz elektrikli arabalar ile araba sahibi olmayı bırakmak. Ortaya çıkan otopark alanlarını yeşillendirmek.

-Eğitimde çevrecilik ve ‘biz’ kavramlarının artırılması.

-Geri dönüşüm ve yeniden kullanmaya ağırlık verilmesi.

-Fosil yakıtlara ayrılan dakikadaki 10,000 USD’lık bütçenin bu sektörde çalışan insanların güneş enerjisi ile çalışılacak işlere uyumu için harcanabilir.

Sonuç mu?

Birey olarak harekete geçmek ve hayat tarzımızın bir parçası olarak yaşadığınız alanları gözetip kollamak. Daha az tüketmek, karbon salınımını azaltacak bir yaşam tarzı. Güneş enerjisini daha fazla kullanmak. Daha paketli gıda ve et yemek…

Diğer bir çocuğun talebi: AZALTMA, YENİDEN KULLANIM ve GERİ DÖNÜŞÜM. Başka neler olabilir? Sizin fikirleriniz neler?

20 Haziran 2021 Pazar

Şimdi


Birdi bir zamanlar

Gördüğün her şey...

Ayrıldı, uzaklaştı insanlar

Her şey gibi... 


Durduramaz bizi şimdi

Hiç bir şey

Varken göğün yedi katı,

Ne yapalım ilk katta...


Varsın debelensin orada, 

Ne de olsa göremez balık okyanusu

Durdurmaz bizi şimdi, 

Biz ve yıldızlar biriz...

30 Mayıs 2021 Pazar

Robin Williams: Come Inside My Mind

Annesinin de, babasının da ayrı kişilerden birer erkek çocukları vardır. O onların evliliklerinden olan evin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Babasından kaynaklı çok ciddi bir ortamda sessiz bir çocuk olarak büyümüş; çalışan ebeveynlerinden dolayı genelde evin bakıcısı ile vakit geçirmiş. Ölü Ozanlar Derneği’ndeki gibi sadece erkeklerin olduğu bir okula gitmiş, daha sonra siyaset bilimlerini yarım bırakıp konservatuarda oyunculuk dersleri almış ve tüm dünyayı güldürmek için kolları sıvamış. Oysa yaşlandıkça gülüşünün ardında görünen gizli hüzün ön planı çıkmış ve Parkinson hastalığı başlangıcı ile depresyon onu ele geçirmiş ve kendi hayatına son vermiş. Bu efsanevi oyuncu Robin Williams…

Birçok televizyon şovunun yanı sıra yüzden fazla filmde rol alan Williams, üç kere Oscar ödülüne aday gösterilirken bir kere bu ödülü kazanmış. İnanılmaz karakterlere bürünen ve yepyeni ses tonu ile karakterler çıkartabilen çok hızlı düşünebilen ve konuşabilen Williams kendi hayatında ise çocukluğundaki gibi sessiz ve içine kapanık biri.

Oyunculuk onun için ifade etmenin en harika yolu olmuş. Yarattığı karakter, istediğini söyleyebilen roller, onun sıra dışı yeteneği ile birleşince sadece komedi değil, drama dalında da harika işler çıkarmasına sebep olmuş. Good Morning, Vietnam ile sinema oyuncusu olarak da dikkat çekmiş, sonrasında Dead Poets Society, Awakenings, The Fisher King, Mrs. Doubtfire, Good Will Hunting ve What Dreams May Come gibi yapımlarla dünya çapında bir üne kavuşan Williams’ın en yakın dostu diğer bir oyuncu olan Billy Crystal. Onun ve diğer bir insanın yorumları ile hazırlanan belgesel tarzı yapım Robin Williams’a veda seremonisi tadında: hem güldüren, hem hüzünlendiren…

Teşekkürler üstat. Keşke dünya seni daha iyi anlasaydı…

3 Mayıs 2021 Pazartesi

I love you, Man


Bazı erkek çocuklar daha ilkokulda kızlarla daha iyi anlaşmaya daha fazla dostluk yapmaya başlar. Cinsel olarak da kızlardan hoşlanan bu tipler çok fazla erkek arkadaşa sahip değildir. Buna gerek var mıdır? Ya da bu bir sorun mudur?

Bir erkek bir kadınla daha fazla erkek, bir kadın bir erkekle daha fazla kadındır. Evet bu doğrudur, ancak her iki cinste olan eril ve dişil enerji bir süre sonra karışarak dengeye gelerek her iki cins için sıkıntı çıkarmaya başlar. Kadın daha sosyal olduğu için kadınların olduğu ortamlarda dişi enerjisini kolaylıkla depolar. Erkeğin de benzer şekilde erkek arkadaşlarına ihtiyacı vardır.

Seni seviyorum adamım isimli filmin kahramanı Peter, yeni nişanlanmış bir emlakçıdır. Doğru düzgün bir erkek arkadaşı olmadığı gibi, iş hayatında ve kendini ifade konusunda problemleri vardır. Annesi ile arası da ekstra iyidir. Tüm bunlar tek duruma işaret etmektedir: Babadan eril enerji alamamasıdır. Babası diğer oğlu ile arkadaş gibidir. Tek arkadaşı ise yıllarca aynı şirkette çalıştığı arkadaşıdır.

Peter için tek yol kalır; kendi bir şekilde arkadaş bulacaktır. Bir çok yol dener, başına komik olaylar gelse de, o yılmaz ve sonunda tam ihtiyacı olan kişiyi bulur. Onu testesteron hormonu ile tanıştırır. Gerektiğinde savaşmasını veya kaçmasını, bağırmayı, hakkını aramayı, bazen dayak yemeyi... Daha da önemlisi almayı öğretir... Onun evi Peter için erkekliği keşfettiği bir yer haline gelir.


Başlarda Peter’daki bu değişiklikler nişanlısının hoşuna gider ancak giderek derindeki dinamik sarsılmaya başlar. O alan, Peter veren, o baskın, Peter pasifti. Dolayısıyla onun da kendini yeni duruma adapte etmesi gerekiyordu...

Aşkın içine düşülen çukurdan ancak böyle çıkabilirlerdi...

27 Nisan 2021 Salı

Remember Me



İçindeki öfke bitmiyordu. Bir türlü mutlu olamıyor, haksızlıklara dayanamıyordu. Anne babası boşanmıştı, kız kardeşi annesinin yeni eşiyle yaşıyordu. Babası ise kendini işine vermiş sanki başka hiç bir şeyi umursanıyordu. Asıl büyük olay ise yirmi iki yaşındaki abisinin intiharıydı. Onun hayatını sona erdirmesinden babasını suçlu tutuyordu. Ona göre babası hep zorlayıcı olmuştu. Babasının hayatında her şey derli toplu ve üst sınıftı...

O ise üniversitede okuyor, ev arkadaşının onu canlandırmaya çalışmasıyla ayakta duruyor gibiydi. Bir gün karıştığı bir olayda dayak yediği polis memurunun kızının kendi sınıfında olduğunu fark edince onun kızıyla tanışmaya karar verir. Bu sarışın kızında büyük bir kaybı vardır; on bir yaşında annesi yanında vurulur. Her ikisi de birbirine ilaç gibi gelmiştir. Kız arkadaşını annesiyle ve babasıyla tanıştırır ancak yine babasına karşı öfkesi dinmemektedir. Babasının ilgisizliği onu çileden çıkarmaktadır, kız kardeşine duyduğu sevgi bir abiden ziyade bir babanın sevgisi gibidir.

İşlerin çığrından çıktığı gün kız kardeşini dışlayan diğer sınıf arkadaşlarının onun saçlarını kesmesiyle patlar verir. Kız kardeşini korumak adına okulu dağıtırken, babası nüfuzunu kullanarak kızını önemsediğini gösterir. İlk defa baba oğul gibi hissetmeye başlamıştır. Baba rolünü devrederken başka bir görevi üstlenmektedir. Abisinin öldüğü yaştadır artık: yirmi iki... Sanki abisini takip etmekte; babasına – bunun senin yerine yapıyorum – der gibidir.

Remember aynı zamanda re-member anlamına gelmektedir. Yeniden üye olmak, kedini hatırlayıp herkisin kendi konumuna gelmesidir....

23 Nisan 2021 Cuma

Çocuklar


Ey çocuklar! Oturdukları yerden ders dinlemek zorunda kalan, kalpleri iki kat hızlı atmasına rağmen maske takmaya alışmaya çalışan çocuklar. Piknik, park veya denize gitmek yerine internet bağlantısını önemseyen çocuklar... Belki bizim gibi anne ve babasını büyüdüklerinde anlayacak olan sevgili çocuklar...

Her zaman durum böyle değildi elbet. Bir zamanlar internet yoktu. Televizyon bile yeniydi bizim için. Belki çoğumuz az da olsa bir kıtlık yaşadık. Çikolata, muz, oyuncak bile lükstü çoğumuza... Olsa da başkası özenmesin diye saklanılan bir çok şey vardı evde. Futbol izlerken fazla karmaşaya gerek yoktu: siyahları mı tutacaksın beyazları mı?

Anne babalarımızın çocukluğunu dinleyince durum daha da vahimdi. Onların zamanı... Hepimizin defalarca dinlediği roman. Evet onların hayatı romandı. Bizler ise onlara göre çok rahat büyümenin cezasına çarptırılıyorduk. Kimimiz şiddete, kimimiz bir çeşit tacize uğradık, kimimiz de aşırı sevildik. Onların hayatlarının anlamı, onların evliliklerinin devam etmesinin yegane sebebi olduk. Bariz bir kötü muameleye maruz kalmayan bu kısım, diğerleri tarafında gıptayla izlendi. Bir yük de buradan gelen bu sözüm ona kurtarıcı çocuklar, büyük olmak için çok genç, çocuk olmak için çok yaşlılardı...

Tüm olumlu, olumsuz şartlara rağmen çoğumuzun elinde sokaklar vardı, parklar vardı. Tüm farkların neredeyse sıfıra indiği bir ortam vardı. Boş araziler vardı. Bir kaç tahta parçası ile yakılan ateş ve evden yürütülen üç beş patates... Herkesin dahil olduğu kimsenin (neredeyse) dışarıda bırakılmadığı paylaşım vardı. Kimimizin kırık dökük bir bisikleti, kimimizin plastik bir topu, kimimizin oyuncak arabası vardı. Oyun alanı için geniş... Toprak, ağaç, güneş ve su... Şimdilerde para verip elementleri dinlediğimiz eğitimleri o dönemlerde bedenlerimiz her gün deneyimliyordu. Ağaçlara tırmanmak, toprakta yollar açmak, suyla oynamak, zıplamak, koşmak, yuvarlanmak... Aynı bir kuşun bütün gün cıvıldaması gibiydi.

Hiç bir şey yoksa o gün, ebelemece, köşe kapmaca, uzun eşek, bir bahçeye dalma, kelime oyunları, ve daha nice uydurulan oyun. Biraz daha büyüdüğümüzde ise erkek ve kızların birbirlerine bakışları, kavgaları... Adem ve Havva’dan bu yana gelen tatlı sürtüşmenin mirasını devam ettirircesine çocuksu ve masum etkileşimler. Hiç bir şey yoksa arkadaşlarımız vardı, sesli sessiz paylaşım vardı. Kıyaslamaların az olduğu bu ortamda, yalnızlık yoktu.

Hele bir de harçlık kopardıysak babadan, yaşadık. Mahalleye gelen macuncu, toz leblebici, pamuk şekerci, kağıda sarılı çekirdek ve mahallenin bakkalındaki gazoz... Organikmiş, glütenmiş, hijyenmiş laktozmuş... yoktu bu kelimeler lugatımızda. Biraz daha para bulduysak, pastaneler, sinemalar, kırtasiyeler hazırdı bizi mutlu etmeye...

Ey çocuklar, biz kendimizi ifade edemedik ancak bir çok basit ancak güçlü kaynağımız vardı. Siz şimdi kendinizi ifade edebilirsiniz, elinizde kaynaklar çok, kaldırın kafalarınızı, insanlığa boynunun eğdiren bu teknolojinin, sizi standart hale sokmaya çalışan ne varsa kaldırın hayatlarınızdan. Gelecek sizin...

17 Nisan 2021 Cumartesi

Nuh Tepesi

Babasına o kadar öfkeliydi ki, annesinin ölümünden bile onu sorumlu tutuyordu. Babasının onu ve annesini yalnız bırakıp yurt dışına başka bir hayat kurmasından dolayı dayılarına mahkum olmasının sorumlusu da babasıydı. Annesinin ölümünden babasını sorumlu tutuyordu.

Zeki bir çocuktu, oysa onlara bakan dayıları yüzünden tahammülsüz, kaba saba bir insana dönüşmüştü. 41 yaşında hala dayıları kabuslarına giriyordu. Babasına olan bütün öfkesini annelerine yönlendirmiş, ona tek bir güzel söz söylemişti. Annesi ellerinde ölürken bile güzel tek bir kelime söylememişti. Artık özür dileyeceği bir kimse de yoktu. Acıyla beraber büyük bir öfkesi vardı, büyük bir öfke...

Şimdi babasın son zamanlarında onunla memlekette bulmuştu kendini. Eşi hamileydi ve ondan boşanmak üzereydi ve her şey sarpa sarmıştı. Tüm öfkesini eşine mi yansıtıyordu? O da babası gibi onu terk ediyordu? Hep kendini kurban gibi görüp başkasını mı suçluyordu? Bilemiyordu...
Artık babası ile meseleleri halletme zamanıydı. Oysa onu nasıl affedeceğini bilemiyordu.

Babası yolun sonuna gelmişti ve köklerinin doğduğu yere köyüne gömülmek istiyordu. Bu onun ve babası için son bir fırsattı. Babası değişik bir olgunlukla konuşuyordu:

“Sen annenin ölümünden dolayı beni sorumlu tutmuyorsun değil mi? Seni ve anneni benim gibi bir adamdan mahrum bırakarak belki de iyi bir şey yaptım. Bir gün bunun için bana teşekkür bile edersin belki. Anne babalar çocuklarının kendisini anlaması için çocuklarının büyümesini beklerler. Ne acı değil m? İyi bir baba olamadım. Kalsaydım da iyi bir baba olamayacaktım. Yetersizliğinin farkında olan birine kızamazsın ki. Merhamet edebilirsin ancak.”



Az da olsa babasını anlamaya ve onunla bir bağ kurmaya başlamıştı. Geçmişini değiştiremezdi ancak ona bakış açısını değiştirebilirdi. Öfkesinin bir faydası yoktu artık. Geriye babasından hediye bir kaç söz ve tek başına durabilme gücü kalmıştı. Babasının dediği gibi iyi bir baba olma vaktiydi...

“Neden sadece sevmek veya nefret etmek zorundayız? Neden ortada bir yerde duramıyoruz.”