29 Mayıs 2013 Çarşamba

Seçtin mi?

“Seçilmek, insanın saygınlık düzeyinin altında kalır. İnsan çalışacağı işi ‘düşler’, onu kendi niyetine ve beğenisine göre seçer.” [Tanrılar Okulu]
Kaçımız üniversitede okuyacağı bölümü kendi seçerek girdi? Ailesinin yönlendirmesi, arkadaşlarının önerileri olmadan veya o meslek grubunun popüler oluşuna bakmadan? 
Seçtik, seçtirildik, okuduk... Ne kadarımız O mesleği yapıyor? Yapanlardan kaçı memnun? Çoğu araştırmaya göre çalışanların çoğu mutsuz ve tatminsiz... Araştırmaların güvenirliği tartışılsa da, bu konuda istatistikler değil, sizin ne hissettiğiniz önemli.

Tanrılar Okulu kitabında iş ile ilgili konu şöyle devam ediyor:
“İş ortamı, yeryüzünün dini olacaktır; dinlerin dini olacaktır. Şu anda kiliseler, camiler veya aşramlarda olan insanlardan çok daha fazla sayıda insan, iş ortamında, en yüksek sorumluluk düzeylerine ulaşmayı hedefleyen olağanüstü bir çaba içindeler.”



Egonun, en çok sevdiği kavramlardan biridir mevki ve pozisyon, hatta bazen ego, sadece iş değil, unvan arar. Onun için işin içeriği ve çıktısı önemli değildir... Kartvizitte yazan unvanla özdeşleştirir kendini... Kendini diğerlerinden ayırıp daha üstün bir yere koyma çabasıdır bu...

Peki, ne yapacağız?
Genelikle otuzlu yaşların ortalarında, ego ile bir hesaplaşma baş gösteriyor... Tamam mı? Devam mı? Ancak dikkat tilki çok kurnazdır, "tamam ben artık kendi hayallerimiz peşinden koşacağım, ben unvan, para vs bağımlısı değilim" diyen yine aynı ego olabilir... Çoğunlukla da öyledir!
  • Çabalamak yerine, kabullenmek, mevcut kendinizden memnun olmakla başlamak mı?
  • Çocukluğunuzda, şimdilerde ne yapmaktan hoşlandığınızı hatırlamak, farkına varmak mı?
  • İlham aldığınız kişiler, aktivitelere zaman ayırmak mı?
  • Biraz düşlemek mi?
  • Gidilecek yerden çok, yolculuğun keyfini çıkarmak mı?
  • Ve ufak ufak bu yolculuğa çıkmak mı?
Tüm bunlar bizi içimizdeki çelişkiden kurtarabilir mi? Bize öğretilen olmamız gereken kişi ile olduğumuz ve hatta olmayı arzuladığımız kişi arasındaki fark... Bizi bu uyuşmazlıktan, bölünmeden ne kurtarır? 



Dışarıda hiçbir şey olmaz, olanların tamamı bizim içimizin yansımasıdır... Bu sebeple dünyamızı değiştirmek için önce kendimizi gözlemleyip, biz olmayan ne kadar kalıp, inanç, duygu ve düşünce varsa, onlardan bağımsızlaşmamız gerekir. Kendini gözlemleme öyle basit bir konu değildir. Zihnin nasıl çalıştığını, bizi nasıl otomatik pilotta çalıştırıp daha sonra davranışlarımıza muazzam bahaneler ve açıklamalar bulduğuna şaşırabilirsiniz...

Evrendeki her şeyin devamlı değişim içinde olduğu gerçeğini bilerek, yaptığımız planların da değişebileceğini bilerek yola çıkmak, şu anda yapılan planın daha sonra geçersiz olabileceğini bilmek... Bu durumu ancak dingin bir zihinle ulaşabiliriz. Dingin bir zihin ise zihni gözlemleyip, ona cevaplar vermediğimizde mümkün olabilir. Tüm bildiklerimizi araştırıp, doğru olmayanların hepsini bırakmak, bize derin anlayış kazandıracaktır. Bu anlayışın ışığında seçimler sanki kendiliğinden, uyumlu, akışta ve isabeti olacaktır...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme