23 Mayıs 2013 Perşembe

Bırakmaya Hazır mısınız?


Hep kutunun içinde olmayı, limitli kaynaklar ile yaşamayı, kalıplara girmeyi öğrendik. Bu yöne doğru itildik. Kısıtlı şartlarda kontrol altında tutulduk... Öğrendiğimiz şey ise kontrol etme çabası... 'Kendimiz' başta olmak üzere her şeyi kontrol etmek. Kısıtlı dünyamızda, hep fazlasına sahip olup, saklama eğiliminde olmak...

Sonuç olarak, gelmemizi istedikleri durum şu: Geleceğimizi kontrol altına almaya, çevremizi kontrol etmeye, çocuklarımızı kontrol etmeye, yaptığımız işi ve arkadaşlarımızı kontrol etmeye çalışmamız... Böylece kendi hapishanemizde güvenli bir şekilde yaşayacağız. 

Kontrol ise içimizde gerilimler yaratıyor... Gerçek anlamda bir kontrol mümkün olmadığı için, elimizde tuttuğumuz, tutunduğumuz şeyler, elimizden kayıp gidince veya onları tutmaya çabaladıkça, ister istemez yoruluyoruz ve acı çekiyoruz. Gerilimler, strese sebep oluyor. Stres ise her türlü ruhsal ve fiziksel sağlık sıkıntılarına...

Bu durum,  içimizdeki ortaya çıkmayı bekleyen yaratıcılığın önünde bir engel oluşturuyor.
Einstein'ın dediği gibi, keşiflerin zeka ile bir ilgisi yok. Keşifler ve yaratıcılık ancak zihin sustuğunda, kontrolün olmadığı bir ortamda ortaya çıkıyor. Peki, ne yapmalıyız? Son dönemlerin gözde bilgeliklerden biri de, akışa bırakmak.
Bırakmak... Boş vermek değil, kaderci olmak demek değil, hiçbir şey yapmamak değil... Kontrolü bırakıp, iç sesimizi duymak, bizden daha büyük bir sistem ile uyum içinde olmak...
En ilginç örneklerden biri, aşağıdaki videoda seyredebileceğiniz sanatçı Phil Hansen:


Hansen, yaşamının bir döneminde yaratıcılığında bir tıkanma yaşıyor. Bu noktadan sonra, kalıcı olmayan, elinde hiçbir şey kalmayan eserler yapmaya başlıyor; bu eserler, yanıyor, akıyor, çürüyor ve en sonunda bitiyor... Yaşamdaki her şey gibi... Bu deneyimden Hansen, bırakmayı öğrenmiş, sonuçları dert etmemeyi, başarısızlıkları düşünmemeyi, kusurlara takılmamayı öğrenmiş...


Nasıl mı? Bir kısıtlama veya engel ile karşılaştığında sadece bir sonraki adımı düşündüğü bir yaratıcılık içerisinde bulmuş kendini. Bu şekilde, hiç olmadığı kadar daha çok fikir gelmiş aklına... Kısaca sadece o ‘anda’ kalmış; eserin beğenilip beğenilmeyeceği üzerine hiç düşünmemiş. Bu metot sadece ona daha fazla sanatsal yeti kazandırmamış, hayat hakkında da farkındalık ve beceriler vermiş.


İşte Phil Hansen'in sözleri:
“Bir çoğumuzun yaptığı burada, kısıtlı kaynaklarla kutunun içinde...
Kısıtlamalarla yaratıcı olmayı öğrenmek bizim için en büyük umut... Kısıtlamaları da yaratıcılığın kaynakları şeklinde görmek hayata bakış açımı değiştirdi; herhangi bir engel veya sıkıntı karşısında kendimi akışa bırakıyor, ihtimalleri gözden geçirip kısıtlamalara meydan okuyorum.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme