19 Ocak 2013 Cumartesi

Öğrenmeyi Öğrenmek


Eğitim ve öğretim temel ihtiyaçlar arasında yer alır... Eğitim ve öğrenim çok önemlidir; özellikle de bizlere sunulan hayat planında... Ekonomik gücü yeten için inanılmaz tutarlardaki eğitim bedelleri ödendikten sonra, çocukları rekabetle yoğrulmuş iş hayatına atılır. Bu yatırımın maddi olarak geri dönüşü yaklaşık otuz yıl sürer. Bu sürede yaklaşık 55 yaşına gelmiş kişilerin çocukları varsa, onlar da kendi çocukları için bu harcamaları yapar ve genellikle sağlıklarından olmaya başlarlar... Böylece sağlık ve emeklilik sektörü için yapılan ve yapılacak harcamalar başlar. Böylece hayat sürer gider.

Tüm bunlar size normal geliyorsa, problem yok. Ancak biraz tuhaf ve boş yere atılmış bir yaşam gibi geliyorsa; şu soruyu sormakla başlamalıyız. Bu eğitim sisteminde, insanların ne öğrendikleri mi önemli, yoksa nasıl öğrendikleri mi? Başka bir deyişle, sadece bilgileri ezberlediğimiz bir eğitim sistemimiz mi var? Yoksa bizleri daha bilge yapacak bir sistem mi? Bize anlayış ve bakış açısı katacak... Kısaca öğrenmeyi öğreniyor muyuz?

Her şeyin her an değiştiği ve hareket ettiği bir Evren'de, geçmişe ait bilgileri ezberleyerek ne öğrenebiliriz? Belki inşaat yapabilir, saati öğrenebilir ve hesap yapabiliriz. Bunlar fiziksel ve teknolojik olarak bizim işimizi kolaylaştırabilir. Ancak psikolojik olarak bizi bir yere götürür mü?

Öğrenim hayatımız boyunca, sadece ezberlediğimiz bu bilgiler, hayat deneyimlerimiz ile birleşerek hatıralarımızı ve belleği oluşturur. Nereden bakarsak bakalım, bunların hepsi geçmişe aittir ve eskidir. Hatta bazıları öyle inançlar oluşturmuştur ki, aksi bir fikir ile karşılaştığında zihnimiz kendini tehdit altında hisseder. Haklı olduğumuzda ortaya çıkan testesteron hormonu bizi güçlü hissettirir. Öyleyse tüm bu bilgi ve deneyimler yeni bir şey öğrenmek veya keşfetmek için önümüzde engel oluştururlar.


Geçmişe bakarak gelecek hakkında tahminler ve varsayımlar üreten zihnin amacı yenilik veya anlayış geliştirmek değildir. Derin bir anlayış zihnin ötesinde sezgilere dayanır. Einstein'in dediği gibi...
"Zekanın keşif yolculuğunda çok az payı vardır. Farkındalığınızdaki bir sıçrama, buna ‘sezgi’ diyebilirsiniz, size çözümü getirir... Ve nasılını veya nedenini anlamazsınız."
Newton yer çekimini bulduğunda ağacın altındaydı, Arşimet ise banyo yapıyordu. Einstein, keşiflerinin çoğunu tıraş olurken gerçekleştirmiş... O halde, dingin ve sakin bir zihin, öğrenmeye açık bir zihindir... Vereceği cevabı düşünmeyen, varsayımlarda bulunmayan bir zihin... Peki bu nasıl mümkün olabilir? Zihinden özdeşleşmekten nasıl özgürleşebiliriz?

Zihnin nasıl çalıştığını gördüğümüzde, gözlemlediğimiz şey ile özdeşleşmemiz azalmaya başlar... Duygu ve düşüncelere cevap vermediğimizde, onları beslemediğimizde zayıflamaya ve durulmaya başladığını görürüz... 

Herkesin kendi yolculuğu farklı olacaktır, ancak işte bazı fayda sağlayabilecek öneriler:
1. Kendimizi yargılamadan sabırla gözlemeye devam etmek...
2. İnandığımız her şeyi bir kenara bırakıp, başka bir görüş olabileceğine açık olmak...
3. Bedeni ve/veya nefesi hissederek anda olmak...
4. Bize zamanı unutturan işler yapmak...
5. Ertelememek - Ertelemek için bahane bulmak korkunun kılık değiştirmiş halidir.
6. Çevrenizde sizi mevcut bakış açılarına geri çekmeye çalışan kişilere kulak asmamak...
7. Disiplinli olmak kuralcı olmak değildir. Disiplin sabırlı bir şekilde tutarlı ve sebatkar olmaktır.
8.
Sürecin tadını çıkarmak; yolculukta eğlenmek... Sonuçlar sadece yan ürünlerdir... 
9. Yolculuktaki her küçük adımı kutlamak...
10. Paylaşmak... Paylaştıkça çoğalacaktır...
11. Erken kalkmak ve sabahın ilk saatlerinin kıymetini bilmek.
12. Sessizliğe zaman ayırmak
13. Davranışların inançlarının bir göstergesidir, söylediklerinin değil. Derine inmek...
14. Şükretmek...
15. Size ilham verecek kişiler ile vakit geçirmek...
16. Başımıza gelen her şey, bir sebepten dolayı geliyordur, bunun sebebini düşünmektense, bunu bir fırsat olarak görüp sorunun kaynağına odaklanmak.
17. Hayatın oyun alanı olduğunu hatırlamak...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme