29 Kasım 2012 Perşembe

The Girl


İnsan zihninin derdi tehlikelerden uzak durmaktır. Zihni etkileyen tüm faktörlerin (ait olma güdüsü ve bağımlılıklar gibi) ardında korku yatar. Korkuların en dibinde ise ölme korkusuna ulaşırız. Hitchcock bu dinamikleri çok iyi anlamış bir yönetmendir. 

The Girl filmi Hitchcock’un, The Birds filmi için keşfettiği Tippi Hedren ile olan ilişkisini anlatıyor. Hitchcock sarışınlara çok düşkündür ve karşılık alamasa da Tippi Herden’e asılmaktadır. Eşi de onun bu tavırları bilmekte ancak bir müdahalede bulunmamaktadır. Hitchcock'un en büyük beklentisi takdir edilmek ve sevilmek. Bunun ardında muhtemelen kendini sevmemesi yatmaktadır... Her filmde mutlaka kendine yer vermesi, sarışınlara olan takıntısı, kendini çirkin bulması ilginç davranış kalıpları arasında sayılabilir. 


Tippi Hedren, yıllar sonra suskunluğunu bırakıp 2005 yılında şu demeci vermiş: 
“Hitchcock bir şeytan ve sapıktı, ve neredeyse tehlikeli biri. Onun takıntısı olmak benim için korkunçtu. Onun maşası gibiydim. El yazımı bile analiz ettirmişti. Beni takip ederdi. Onun içinde kaybolmuş gibiydim. Yediklerimi, giysilerimi ve hayatımı kontrol etmeye çalışırdı. Oradan uzaklaşmalıydım.”

Tüm bunlara rağmen Tippi arka arkaya iki filmde başrol oynamış: The Birds (1963) ve Marnie (1964)... Bunu belki kariyeri için, belki de pes etmemek uğruna yapmış olabilir. 


Marnie, Hitchcock'un son şaheseri diye anılıyor, Tippi Kuşlar filminde Altın Küre kazanmış ve Marnie’den sonra bir daha önemli bir filmde başarı sağlayamamış...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme