14 Kasım 2012 Çarşamba

Ruby Sparks



Tam hayallerinizdeki gibi bir sevgiliniz olmasını ister miydiniz?
Onun tüm hareketlerini kontrol etmek ister miydiniz?
Onu değiştirmek ister miydiniz?

Mantıklı bir şekilde düşündüğümüzde son iki soruya hayır cevabını verebiliriz ancak birçoğumuz “evet, evet!” demek isteyebilir. Dilleri söylemesek de, bilinçsiz olarak karşımızdakini kontrol etmek veya değiştirmeyi arzuluyoruz. Hayal edin ki bu mümkün oldu; böyle bir durumda neler olurdu acaba?

Ruby Sparks, seçimlerimiz, kontrol, aşk ve yazarlık üzerinde harika bir film. Film, insanı insan yapan değerleri de düşünmemize sebep oluyor: İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerinin başında düşünce kabiliyeti gelmektedir. Düşünce nedir? 
Düşünce dediğimizde beynimiz aklımıza geliyor. İnsan beyni yaklaşık 1.4 kg ağırlığındadır... Gezegendeki en büyük beyne sahip değiliz; fil beyni yaklaşık 6 kg'dır. Fil beyni ile insan beyni arasında önemli bir yapı farkı vardır. Bu da düşünce kapasitemizi artırır. Biriktirdiğimiz bilgi ve deneyimlere göre tepki veririz. O halde düşünce geçmişe dayalı bir tepkidir. Yeni ve yaratıcı bir düşünce olamaz. Sezgilerimizin kaynağı bambaşka bir yerden gelir. Bizi yaratıcı yapan sezgilerimizdir. O halde, bizi biz yapan beynimiz değildir...

Bizim en önemli özelliğimiz anlayışla gelen “seçim özgürlüğümüz” ve buna bağlı olarak “yaratıcılığımız, hayal gücümüz”. Bu bize verilmiş bir hediyedir.


Kahramanımız Calvin, kontrolü elinde tutmayı seven bir karakter ve hayatında bunun zorluklarını çekmektedir. Hayatın akışına güvenmediği için, yazarak yarattığı sevgilisini kontrol etmektedir. Yarattığı sevgilisi ve kendi annesinin ilişkileri mesafelidir. İlk yazdığı başarılı kitaptan sonra üzerinde ‘başarılı’ olma sendromu vardır.

Sadece yap, o şekilde daha fazla öğrenirsin.

Paul Dano kendine has tarzı ile dikkati çeken bir aktör. Özellikler, Little Miss Sunshine ve Being Flynn filmlerindeki performansı harika. Ruby rolündeki Zoe Kazan aynı zamanda bu filmin yazarı... “The Exploding Girl” filminde en iyi kadın oyuncu ödülünü almış. Bu filmi seyredilecekler listesine koymak lazım. Filmin yönetmenleri Jonathan Dayton, Valerie Faris’i müthiş bir film olan Little Miss Sunshine’dan hatırlayabilirsiniz.


Filmin sonundaki Calvin’in basın açıklaması etkileyici:

İsmi: Doğum hikayesi... Belirgin yaraları ve doğum izleri...
Ne olursa olsun, bunu yazma sebebim değişmiyor.
Seni değiştirmek için yazdığım her kelime için özür dilerim. Çok şey için özür dilerim.
Buradayken seni görmek istedim. Şimdi gittin ve nereye baksam seni görüyorum.
Bazıları bunu okuyup, sihir diyebilir... Aşık olmak da bir tür sihir sayılır.
Yazarlık da öyle. Catcher in the Rye’da denildiği gibi. ‘Kurgunun nadir mucizesi tekrar karşımızda. Hayal gücü, kağıt ve mürekkeple bir insan daha yaratıldı.’ J.D Salinger olduğumu iddia etmiyorum... Ama mucizeye şahit olduğumu söyleyebilirim. Her yazarın katılacağı gibi en şanslı, en güzel yazım aşamasında kelimeleri siz yazmazsınız,  kelimeler sizden dökülür. Bana bütün olarak gelmişti. Onu yakalayacak kadar şanslıydım ben de.

Calvin en sonunda kontrolü bırakıp serbest bırakır sevdiğini... Kendi de özgürleşir. Yaptığı iş ile bir olur. Yazılan ve yazan arasında bir ayrım kalmadığında kelimeler dökülmeye başlar; bunu gözleyen bile yoktur artık... Sadece yaratım vardır...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme