19 Nisan 2019 Cuma

Bilinç Bilmecesi


İnsanlık beyni anlamaya devam ediyor. Nörobilim ilerledikçe, insan davranışları, hormonlar, tepkilerimiz açıklanabilir hale geliyor. Oysa bu buluşların sonuçlarını ispatlayan deneylerde her zaman denekleri %70 veya daha fazlası o davranışı gösterir. Asla %100 değil... Bunun cevabı bizler beynimizin sayesinde otomatik pilotta yaşarken, bazen devreye girip, beyinden fırlayan tepkiyi veto edip başka türlü davranma özgürlüğüne sahibiz. Çünkü bir bilince sahibiz. Öyle değil mi? Peki bilinç nedir?


Bilincin tanımı kendini bilmektir. Kendini bilmek ise ne olmadığını anlamakla başlar. Taktığımız tüm maskeleri görmek. Bunlar çocukken hayatta kalmak için oluşturduğumuz savunma mekanizmaları. Tanrı, görmenin ta kendisidir. Her şeye her an şahit ol. Şahit olmaya başladığında gözlediğin “ben” ayrıdır. Giderek duygu ve düşünceler gelip gitmeye başlar. Onları sahiplenmediğinde, beslemediğinde zayıflamaya başlarlar. Düşünce devamlı değildir. Zihni oluşturan duygu ve düşünceler devamlı değildir. Kesik kesik ve çelişkilidir. Özden bağımsız bir şekilde ortaya çıkar. Düşünce geçmişin bir tepkisidir. Hafızadaki bilgi ve deneyimlere dayanarak bedeni hayatta tutmak ve keyifli hormonları üretmeye odaklanmıştır. Hedef odaklı beyin dopamin, sosyal statüye odaklı zihin testeron ve serotonin, insan bağlarına düşkün zihin oksitosin bağımlıdır. Sürücü koltuğundan kalmak istemeyen zihin kendi varlığını kurmak ister. En büyük silahı düşüncedir. Bedenimizin hiç bir parçası ile bu kadar özdeşleşmeyiz. “Düşünüyorum” deriz.. Öte yandan “elim kaşınıyor” deriz... Kendimizi ve eli ayırırız. Duygu ve düşünceleri kendimizden genellikle ayırmayız.


Düşünce sürekli bir “ben” yanılsaması ortaya çıkartır. Gözlersen, gözlediğinden ayrı olursun. Ben gözleniyorsa ve düşünceler sürekli değilse, yıllarca inandığın “ben” yok olur. Ben’in gerçekten var olduğunu ispat edemezsiniz. “Ben bedenim diyebilirsiniz.” Beden fiziksel olarak %99’u boşluktan oluşan enerji ve ilişkiler sistemidir. Bedende madde dediğimiz ne varsa toplayıp bir kutuya koyarsak içinde ancak bir toplu iğne başı görürüz, belki onu da göremeyiz. Kuantum fizikçilerinin sözlüğünde “madde” kelimesi kaldırılmıştır. Diğer bir açıdan bakarsak beden her 7 senede bir tüm hücreleri yenilenir. 7 sene sonra şu andaki hücrelerden hiç bir kalmaz. Devamlı bir fiziksel varlık olduğumuzu bize anılarımız söyler. Bugün hafızanız silinse kim olurdunuz? Tüm bu sorulara ilk tepki elbette zihinden gelir. Ben’in  gerçekten olmadığı gerçeği ona çok zor gelecektir. Mimar inşa ettiği binayı yıkmak istemez. Hemen restorasyona gider ve bilge veya ulvi bir ben ile gözleyeni ikan eder. Bu artık harika bir yanılsamadır. Kim güzel bir rüyadan uyanmak istemez? Ancak rüya yine rüyadır. Bu aşama ilkinden de zordur. “Tamam, pes ettim, beni yakaladın. Sen harikasın ve bilgesin. Seçilmiş kişisin.” der... Artık keşfedilecek bir konunun bile farkında olmadan keyifli bir şekilde uyumaya devam ederiz. Oysa her rüyada ikilik vardır. Zıtlıklar, iniş çıkışlar olmadan o senaryo onaylanmaz.

Ancak uyanıklık hali ortaya çıkarsa, kelimelerin gerekmediği huzurlu ve kalıcı bir durum ortaya çıkar. Bir zamanlar bebekken bildiğimizi hatırla zamanı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme