6 Haziran 2017 Salı

Gölgemiz

Yaşadığımız acı dolu deneyimler ve travmalar sırasında, acı dayanılmaz ise ve özellikle de kaçmanın veya savaşmanın mümkün olmadığı durumlarda, beynimiz bizi hayatta tutmak adına, son şansını kullanır ve donma tepkisi verir. Bu durumda acılı bölüm ayrıştırılır... Karşılığında ise bir “hayatta kalma parçası” ortaya çıkar... Bu parçamız iyi ve kötü değildir... Amacı bizi hayatta tutmaktır. Kimi zaman aşırı neşeli, kimi zaman güçlü, kimi zaman bilge, kimi zaman da yaratıcıdır... Öte yandan, olayın yaşandığı yaşta kalan bir parça veya parçalarımız vardır.  Bu parçalarımız benzer durumlarda tetiklenir ve birden bire bir çocuk, kurban veya tepkili bir kısım çıkar ortaya...


Bu parçalar çoğaldıkça ve derinleştikçe, parçalanmış kişilikler ortaya çıkar... Dönem dönem bazı kişilikler kontrolü ele geçirir... Bazen kişilik parçalarımız farklı farklı özellikler gösterirler. Birisi hasta iken, öteki çocuk ve bir diğeri ise sanatçıdır... Biri çocukluk çağında kalmış bir parça, diğeri ise her şeyi kontrol etmek isteyen ve kontrolü daha güç bir kısım olabilir... İleri aşamaları ise kişilik bozukluklarına kadar gidebilir.

Birçok farklı kişiliğin, farklı psikolojik ve fizyolojik özellikleri olması, zihnimizin ne kadar manipülatif olabileceğini kanıtlar niteliktedir. Artık bilimsel olarak da ispatlanmaya başlandığı gibi, bir çok hastalığın kökeninde zihinsel duygu ve düşünceler yatmaktadır. Diğer bir gerçek ise atalardan taşıdığımız genler ise bize ait olmayan duygu ve düşünceler sayesinde beynimizin kodlanmasıdır. Güzel haber ise şudur: Epigenetik, bu genlerin kişinin bakış açısını ve anlayışını değiştirdiği zaman açık veya kapalı konuma geldiğini gösteriyor...
Beyinden ibaret olmadığımıza göre, 'kişilik' beynin ürettiği anlık tezahürlerden başka bir şey değildir.
Anlayışı derinden değiştiğinde, artık beyin kontrolü bırakır... Parçalarımız ise birer hediye olarak oradadır. Hakikat ise her zaman iyileştiricidir. Reddettiğimiz yönümüzü görmeye başladığımızda büyümeye, olgunlaşmaya başlarız. Tüm parçalar kendi özellikleri ile birleşir ve tamamlanma gerçekleşir. Daha önce reddettiğimiz veya kendimizi fazlaca özdeşleştirdiğimiz kısımlar ise artık sadece biz istediğimizde devreye girer.


Gölge olması için ışık da olmak zorundadır. Bir taraf ışıktadır, diğer taraf ise karanlıktadır... Biri diğerini işaret eder... Gölge tarafımızı fark ettiğimizde bütünleşme yolunda bir adım daha atılmış olur. İlk aşama bu gerçekle yüzleşmektir. Bu kısım karanlık ve zor olabilir. Kendimize hiç yakıştırmayacağımız gölgelerimiz olabilir. “Her bir insanda insanlığın tüm halleri vardır.” Demiş Montaigne... Önemli olan noktalardan biri ise, kendimizde övündüğümüz parçaların da bizim önümüzde bir engel oluşturmasıdır. Parçaları iyi veya kötü olarak nitelendiren bizleriz; tüm parçalar bütünleştiğinde, özdeşleşme ortadan kalkar ve bir sonraki aşamada gerçekten kim olduğumuzu görmeye başlarız.

2 yorum:

  1. Gerçekten muazzam bir paylaşım olmuş. Araştırmalar sonucu elde edilen yoğun bilgi ve şahsına münhasır bir anlatımla paylaştığınız bu yazı için teşekkür ederim. Güçlü kaleminizin hiç susmaması dileklerimle. Saygılarımla. Vesselam...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim. Sevgilerimle...

      Sil