18 Eylül 2013 Çarşamba

Bilinç ve Doğa


Hiç düşündünüz mü? Düşündüğümüzün farkındayız... Peki farkında olan kim?.. 

Bilim, zekayı, beyni, işleyişini anlamaya çalışıyor ancak ‘Bilinç’in varlığını henüz anlayamadı. 'Bilinç' kelimesini zihnin düşünen kısmını tarif etmek için kullanmıyoruz. Bedene dolasıyla zihne bir adım geriden bakan, gözlemleyen olarak tanımlıyoruz. 

Düşünceleri üreten zihnimiz sınırlı ve limitli; bu Dünya ile kısıtlı olduğunu ve sonunun kaçınılmaz olduğunu biliyor. Bu durum onda korku yaratıyor. Doğal olarak kendini güvende hissetmek onun en büyük arzusu. Güven için mevcut durumun güvenli olması ve bunun sürdürülebilir olması gerekiyor. Bunu devam ettirmek için geleceği tahmin etmesi şart. Elindeki tek kaynak olan bilgi ve deneyimleri  -yani bellek- kullanarak gelecek hakkında durmadan varsayımlarda bulunuyor. Amacı kendini korumak olduğundan dolayı, her zaman bir parça karamsar ve olumsuz. Oysa kendinden çok daha büyük bir sistemin içerisinde yaşarken geleceği tahmin etmek çoğu zaman imkansız.



Korkan zihin, düşünme kabiliyeti ile bizim için daha güvenli, daha statik, göreceli olarak daha konforlu bir alan yaratarak bizim özgürlüğümüzü, merakımızı, yaratıcılığımızı kısıtlıyor mu? Son derece güvenli alanlarda, çok zenginlerin çocukları gibi, bizim özümüzdeki yetenekleri kullanmamıza engel olabilecek bir ortam mı sunuyor? Ego beynin gelişiminde daha güvenli ancak daha kısıtlayıcı bir yaşam mı sunuyor? 
Bilimi gelişirken neler kaybettik?
MÖ 5-6. ve MS 13. Yüzyıllarda müthiş bir aydınlanma yaşanırken, neden insanlık giderek yalnızlaşıyor, giderek açgözlü oluyor? İkilik dolu bir yaşam sürüyor?

Hayvanlar ve doğa sistemik olarak insanlardan daha önce var oldular. Kıdem açısından insanlardan daha kıdemliler... Bu açıdan doğa ve hayvanlar bizlere bir çok açıdan örnek olabilecek durumdalar...

Doğanın, hayvanların, bitkilerin ve hatta Dünya’nın da başka bir seviyede bilinci vardır. Büyük bir eko-sistem tüm her şeyi belli bir şekilde birbirine uyumlu bir şekilde bağlar. 
Zoolog George Monbiot, kitabında ve aşağıdaki TED konuşmasında Dünya'yı yeniden vahşileştirmekten bahsediyor. Neden mi?


Yaptığı araştırmalara göre bazı bölgelerdeki ağaçlar boylarını orada yaşayan fillerin boyuna göre adapte ediyor, doğal parkta bile kurtların dahil edilmesi ekolojik olarak büyük faydalar sağlıyor ve nehirler yapılarını kurtlara göre ayarlıyor. Bununla da bitmiyor, fazlaca balık tüketimi yapan balinaların azalması, balıkların da azalmasına sebep oluyor... Çünkü balinalar balıkların beslenecekleri gübreyi sağlıyorlar. Ayrıca balina zemindeki planktonları hareket ettirerek yukarı çıkartıyor ve atmosferi temizliyor...



Doğada tehdit gibi gözüken tüm faktörler, ekolojik sistem için son derece önemli. Tehditlerin bol kıtlık döneminde mağara duvarlarında hiç obez insanların çizimlerine rastlamıyoruz. Bu bir tesadüf olabilir mi? Zihnin kendini koruma arzusunun farkına varıp, bir adım geri çekilip akışa uyum sağlamak ve kendimizi, doğayı gözlemlemek, bizi bilgeliğe ve daha doyumlu, daha yaratıcı bir hayata götürür mü?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme