7 Haziran 2013 Cuma

Mustafa Yalnız mı?


Kendinizi yalnız hissediyor musunuz? Başınıza gelen olaylardan sonra gündelik yaşantınızda tutunduğumuz dalların da önemsiz olduğunun farkına mı vardınız? Aman canım dediğiniz, veya unuttuğunuz değerlerin farkına mı vardınız? 

Paylaş, paylaş... Paylaştıkça sanki yalnızlığımız artıyor!
Bir şeyleri ifade etmek istiyoruz, içimizi boşaltmak istiyoruz. Belki de hayran olduğumuz tarihi şahsiyetleri örnek alıp, onların sözlerini paylaşıyor onun hakkındaki filmleri, belgeselleri paylaşıyor, hayran oluyoruz... Büyük kitleleri etkilediklerini ve ne kadar hayranları ve takipçileri olduğunu düşünüp gıpta ediyoruz?


Türkiye Cumhuriyet’in kurucusu Atatürk, yine yabancıların deyimiyle 20. Yüzyılda nadiren çıkan liderlerden biri... Tüm Avrupa’nın topraklarını bölüştüğü, Amerikan Mangasını bir çözüm olarak gören bir yönetimi olan, Balkan Harbi ve Birinci Dünya Harbinden bitkin ve bitap çıkan fakir, unutulmuş halkını kurtaran ve kurtardıktan devrimler yapan adam yalnız olabilir mi?

Mustafa Kemal’in çocuk olduğu zamanı düşünelim:

  • Babasını kaybetmiş.
  • Ailesi iki çocuğunu Mustafa doğmadan yitirmiş.
  • Evini terk edip dayısının yanına yerleşmek zorunda kalmış.
  • Yatılı okulda sıtmaya yakalanmış....

Bu bir çocuk... Büyüyünce ne oluyor?

  • Askerde sürgüne gönderilmiş.
  • 38 yaşında hakkında idam kararı çıkmış.
  • 41 yaşında tüm halkın elindeki tek orduyu riske atıp taarruza kararı vermiş...

Padişah veya Halife olabilecekken, o Cumhuriyeti kurup, bir kaç kez çok partili rejim denemelerinde görüyor ki hala yalnız... Hatta silah arkadaşları bile ona karşı duruyorlar. 
Yan yana hayatlarını hiçe saydıkları mücadeleden hemen sonra siyasi mücadelede başka hesaplar yine Atatürk ile aralarını açıyor.

1927'de Avrupa basını Atatürk için şöyle yazıyor:
“Gazi, savaş sonrası dünyada kendi iradesine bağlı bir ulusal hareketle tam ve kesin diktatörlüğünü kuran ‘tek’ lider oldu. Beş yıla sığdırdıklarını başka türlü yapamazdı. 
Dini zihniyetin en çok hakim bu en gelenekçi ülkede en derin devrimi gerçekleştirdi. 
Bugüne kadar ki bütün hayatını dini inancının hükmünde yaşamış bir halkı normal evrimin bütün basamaklarını hiçe sayarak adeta sihirli bir değnekle dönüştürmeye çalıştı. 
Bunu insan gücünün üzerinde çılgın bir girişim saymak gerekir.” 



Latin harflerini, Türk kültürünü Arap etkisinden çıkarmak ve eğitimin, okuma yazmanın daha kolaylaştırılması amacıyla getirir. Beş yılda ancak yapılır denilen değişim üç ayda tamamlar.

Nüfusun sadece %10’unun okuma yazma bilen halkına bizzat öğretmenlik yapar ve 5 yılda 50,000 öğretmen ile 54,000 kurs vererek okuma yazma oranını %25’e çıkarır. 
Her şey onun için harika gözükürken, onun içi üzgün ve buruktur... 

Atatürk’ün heykellerini yapmak için Türkiye’ye gelen İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica Atatürk için şunları söyler:
“Atatürk, az konuşuyor, çok düşünüyor. Bazen emir verici bir görünüm bürünürken, bazen insanı duygulandıran çocuksu, tatlı bir hale giriyor. Duygusal açıdan düş kırıklığına uğramış, çok acı çekmiş olduğu belli...”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme