18 Ekim 2018 Perşembe

The Escape



Hayatı zor başlamıştı. Babası yoktu. Annesi ise garsonluk yaparak evi zar zor geçindiriyordu. Annesinin en büyük dileği kızının iyi bir koca bulup kendisini kurtarmasıydı. Öyle de olmuştu. Her gün işe giden, geliri yerinde bir kocası ve iki de çocuğu vardı. Küçük de olsa, hafta sonları mangal yapılacak bir bahçeleri bile vardı. Her gün kocası gittikten sonra çocukları hazırlıyor, evi temizliyor, yemek yapıyordu, çocukları okuldan geri alıyordu. Güvenli, rutin bir hayatı vardı...

Oysa tüm sabit hayatın içinde bir yanı ölü gibiydi. Kocasının görevmiş gibi onunla – o yokmuş gibi – beraber olması onun canını yakıyordu. Gözlerinden süzülen göz yaşlarını kimse görmüyordu. Öte yandan annesinin “Sana rahat batıyor” diyen sözleri kulağında çınlıyordu. Ne olursa olsun, artık bunalmıştı. O bir kadındı; değişik bir şeyler yaratmak istiyordu, sosyalleşmeye ihtiyacı vardı... Her şeyden öte sevgiye...

Sanatla ilgisi vardı, Londra’da bir kurs buldu. Eşinden ona destek olmasını istedi. Oysa eşi olan bitenden haberdar değildi. Onu anlamıyor ve görmüyordu. Davetler de bile devamlı eşinin arkadaşlarına hizmet etmesi taraftarıydı. Kocasına derdini anlatmaya çalıştığında ise ya öfkeleniyor ya da kendince metotlar ile onun gönlünü almaya çalışıyordu. Sonunda yine aynı noktaya geri geliyor, içi can çekişiyordu.
Artık canına tak etmişti: Kaçacaktı!..


Fiziksel olarak kaçmak, belki başka biriyle tanışmak, bir çimdik nefes almak... Kulağa hoş geliyordu. Yeniden yaşadığını hissedebilirdi artık. Peki ya kalıcı çözüm, kalıcı bir değişim..? Tüm bu kaderin ardındaki görmek için yeterli olacak mıydı?.. Kendi içini görmesini sağlayacak mıydı?..

Kaçış keşfetmeye dönüşecek miydi? 

3 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. Çok sürekleyici bir film değil, ancak konu ve duygular güzel işlenmiş.

      Sil
  2. Konusu ilginç bir film olmalı, izleyebileceğimi düşündürdü bana. Teşekkürler..

    YanıtlaSil