7 Haziran 2018 Perşembe

100 Metros


"En önemli şey kazanmaktır. Sadece kazanmak. En iyi olmak. Ama... Michael Jordan, Nadia Comaneci, Jesse Owens ve Johan Cruyff. Onlar doğru olanı yapmaya çalışmadılar. Oraya gidip keyfine bakmalı ve rakiplerinin kanını dondurmalısın. Gece yarısı gelen bir çağrı gibi. Bu yüzden bize ihtiyacın var. Çünkü sen ümitsiz biri olmak istemiyorsun. Sen demir adam olmak istiyorsun.”
Olmak istiyorsun... Bir şey olmayı istemek ne demek?
Bazı kavramları hiç sorgulamak doğru olarak kabul ederiz. Üzerinde düşünmeye ihtiyaç bile duymayabiliriz. Herkes – hemen hemen herkes – bu şekilde düşünür ve onaylar. Bir şey olmak, şu anda olduğumuz durumdan memnun olmamak anlamına gelir. Oysa ne olduğumuzu biliyor muyuz? Kim olduğumuzu? “İlim bilmek kendin bilmektir” derken Yunus Emre’yi anlayabiliyor muyuz?

Oysa doğduğumuzda her şey ne kadar kolaydı. Ağladığımızda annemiz altımızı değiştiriyor, besliyor ve gazımızı alıyordu. Başka bir derdimiz yoktu. Her şey çocukluğa geçerken olmaya başlar. Anlarız ki savunmasız küçük bir bedene sahibiz. Anne ve babamız olmazsa hayatta kalamayız. Bu sebeple hayatta kalma taktikleri buluruz kendimize. Anne ve babamızın dikkatini çekecek, onayını alacak epeyce davranış modeli oluştururuz. Aile ve toplum bizi şekillendirmeye başlar. Bu koşullanmanın temeli zihnin temel çalışma prensiplerinden en önemlisine dayanır: Zıtlıklar ile öğrenme... İyi-kötü, doğru-yanlış, kısa-uzun derken karşılaştırma düşünmenin temelini oluşturur. Tüm bu bakış açısı en sonunda çağımızın en büyük hastalıklarından birinde son bulur: Rekabet...


100 Metre filmi, 35 yaşında MS hastalığına yakalanan Ramon’un gerçek yaşam hikayesini konu alıyor. İspanyol Ramon işinde başarılı biridir. Güzel bir eşi ve evi vardır. Ramon’un kök ailesi hakkında bilgi olmayan filmde, Ramon’un kayınpederi olan ilişkisinden başka bir problem yok gibidir. Tam bu sırada hastalığı ortaya çıkar. O sırada eşi hamiledir ve bir süre sonra çiftin bir çocukları olur.

Ramon’un kayınpederi Manolo, çocuk gibi davranan, ot içip kendi kendine yaşayan biridir. Torununun deyimiyle, ne babası ne de dedesi olgun değildir... Çocuk kalan büyükler ise, kendi çocuklarına sevgi aktarmakta zorlanırlar. Kendi içlerindeki çocuğa giden sevgi akışında bir kesinti olmuştur muhtemelen...

Ramon, artık çalışmaz durumdadır. Tüm o kurduğu hayat, kimlik çökmüştür. Eşi ona müthiş bir destek sağlamaktadır. Hastanedeki tedavi sırasında hastalığa boyun eğen bir çok kişi görür. Oysa o bu kimlik yerine, Iron Man (Demir Adam) olmayı seçer. 3.8 km yüzecek, 180 km bisiklete binecek ve 42 km koşacaktır... Ramon, 100 metre bile tek başına yürüyememektedir.
Eşi kocasına sorar: “Neden MS hastası biri, Demir Adam olmak ister?” Kocası cevap verir? “Neden hasta olmayan biri Demir Adam olmak ister?”
Belki de cevap aranması gereken en önemli sorular bunlardır. Gerçekten derine gidip cevabı bulduktan sonra neden bu hastalığın Ramon’u bulduğunun sorusu sorulabilir. Çünkü artık biliyoruz ki, hemen hemen bütün hastalıkların kökeninde psikolojik nedenler ve ailemizden taşıdığımız kader var.


Bu zor sorular hikayenin bir parçası değildir... Eski antrenör olan kayın-peder ile Ramon’un ilişkisi bir anda değişir. Manolo için bir hayat amacı haline gelen Ramon’un projesinde, Ramon’un eşi tek başına evi geçindirmeye başlar. En sonunda Ramon bu sportif faaliyeti tamamlar... 

Oysa içeride tamamlanmayı bekleyen şey nedir? Hastalıkla mücadele etmek ve yaşama bağlanmak harika bir şey elbette. Mücadele olması, hayata tutunması... Öte yandan bunun bir fiziksel zorlama, bir unvan olması, alkış alması... İşte tüm bu alkışlar, Ramon’a destek midir? Saptırıcı mı?.. Bunlar tarafsızca, hiç bir koşullanma olmadan tamamen boş bir zihinle bakılması gereken zor sorular...

2 yorum:

  1. İspanyol sinema keşfime uzun bir ara vermiştim, kronik bir şekilde izlediğim filmlere yenisi eklenmiş. Katalonya'da geçen filmi kesinlikle seyredeceğim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sıra dışı bir hikaye... İspanyolca da kulağa hoş geliyor.

      Sil