20 Nisan 2017 Perşembe

Sistemik Bakış Açısı


“Sorunları oluştuğu boyutta çözemezsiniz...” [Albert Einstein]
Evrende her şey sistemlerden oluşur. Birbirleri ile etkileşimdeki sistemler birbirlerini etkiler... Bu sistemler, yatay veya dikey bir şekilde etkileşimde olabilir. Bu durum bireyler için de geçerlidir. Bilinç, bilinçaltı ve özellikle atalarımızın etki ettiği kolektif bilinçaltı, dikey biçimde birbirini etkiler. Benzer şekilde, çocuk, ebeveynleri ve onların ebeveynleri de, buna benzer bir yapıdadır.

Kardeşler ise yatay bir şekilde yapılanmıştır. Her ne kadar, önce gelen kardeşin az da olsa önceliği olsa da, dünyaya gelen veya gelmeyen tüm kardeşler aynı düzeydedir. Eşler, iş ortakları da yatay bir şekilde yapılanır; bu sebeple aralarında bir denge olmalıdır.

Sistemleri anlamak ise bilindiği kadar kolay değildir. Sistemin parçalarını anlamak yetmez... Basit sistemlerdeki sebep-sonuç ilişkisi, dinamikleri anlamakta yeterli olmaz. Sistem, onu oluşturan parçalardan daha öte bir şeydir... Örneğin, insan bedeni atomlardan oluşur, ancak molekül, organ, kemik gibi diğer üst sistemler, atomlardan öte bir yapı oluştururlar.

Sistem, öncelikle kendisini hayatta tutmaya çalışır. Bireyler ikinci derecede önemlidir. Sistemin hayatta kalmak üzere oluşturduğu çözüm, birey için sorun olabilir. Örneğin, ailede dışlanan bir birey varsa, daha sonraki nesillerden biri o kişiyi temsil eder ve sistem dengelenir. Ancak temsil eden kişi, anladığı veya anlamadığı bir dinamiğin etkisinde hayatını yaşar.

Sorunu çözmek ise, sorunun oluştuğu düzlemde çözülemez. Sorun yüzeyde belirgindir. Dinamiği anlamak için bir üst boyuta çıkmak gerekir. Bunun için kuş bakışı misali, olduğunuz seviyenin üstünden bakmak, bakış açımızı tamamen değiştirir.


Aile sistemimizin dinamiklerini anlamak için bu bakış açısı şarttır. Carl Jung’un belirttiği gibi bu dinamiklerin farkına vardığımızda, bir şeyler değişmeye başlar. Sistemimiz tekrar harekete geçer. Bazen bu çok kolaydır, bazen de çok zor... Özellikle zihnimiz bize bir bariyer oluşturur. Bizim için oluşturduğu hikayeye o kadar sadıktırdır ki, bu yeni bakış açısı onun için bir tehdittir. Ancak unutmamak gerekir, bu oluşturduğumuz hikaye – çok sevdiğimiz ve kanıksadığımız hikayemiz – sorun ile aynı seviyededir... Ne kadar doğru olsa da, bize bir fayda sağlamaz.

Ancak soruna odaklandığımızda, bakış açımızı değiştirdiğimizde, olaylara farklı bakmaya başlarız. Başta zor gözüken 'kabul' oluşmaya başlar. Bunun zihnimize değil, kalbimize ihtiyacımız vardır. Başımıza ne gelmiş olursa olsun, kendi sorumluluğumuzu üstlendiğimizde ve karşıdaki kişinin de sistemini – dolayısıyla kaderini görmeye başladığımızda artık oluşacak değişim için hazırızdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme