2 Mart 2017 Perşembe

American Pastoral


Kızlar bazen annelerini rakip gibi görürler. Anneleri çok başarılı veya güzel ise, bu onlar için daha da zor bir durum olabilir. Böyle koşullarda geliştirdikleri hastalık ve huylar dikkat çekmek için olabilir. American Pastoral filminin kahramanları, Amerika güzeli anne (Dawn), başarılı ve zengin baba (Swede), isyankar kızlarıdır (Merry)...

Psikologlarının yorumuna göre, kızları küçük yaşlarda babasının ilgisini çekmek adına kekemelik yaşar. Öte yandan kekemelik, ifade etme problemi anlamına da gelir... Film boyunca çok ilginç aile ve toplumsal dinamikler dikkat çekicidir. Swede ve ailesi Yahudidir ve dışarıdan bir kadını kolay kolay kabul etmezler. Dawn tüm inançlarını ve hayallerini bir kenara bırakarak Swede ile evlenmiştir. Swede’in babası çok baskındır; bencil, duygusuz bir yapısı vardır. Swede ise onun dikkatini çekmek için devamlı verme eğilimdedir ve son derece hassas bir kişidir. Bu durum, eşini prenses yerine koymasına ve onun için her şeyi yapması ile neticelenir... Yıllar sonra Dawn isyan eder, Merry ise annesi ile rekabet içine girer... Reddettiği annesi gibi kendisini yalnız hisseder.


Büyüdüğünde ise, diğer dışlanan topluluklar ile kendi özdeşleşirken bulur; siyah rengi Amerikalılar, Vietnam mağdurları... Çocukken televizyonda seyrettiği Vietnamlı keşiş Thich Quang Duc’ın kendini yakarak savaşı protesto ettiği sahte çok çarpıcıdır.
“Hayat, canlı olduğun kısa bir zaman aralığıdır...” (Merry)
ŞİDDET ve SAVAŞ
Hiç bir savaşın kazananı olmamıştır...
Ne niyetle yapılırsa yapılsın, çıkan savaşların, devrimlerin sonucunda sistem değişmiş ancak ayrımcılık kalmıştır. Tüm şiddetin ardında yatan bu ayrımdır. Kendimizi başkasından ayırmaya devam ettikçe çekişmeler devam edecektir. Kendimizi kendimizden bile ayıran zihin devrede oldukça aksi mümkün değildir... Barış için yapacak hareketlerin ardında bile, savaş varsayımı yatar... Bir mıknatısın kutupları gibidir bu... Superman varsa Lex Luther da vardır. Öte yandan, ikisine de ihtiyaç yoktur. Kişinin hayatı bir bütünlük içinde tam olarak yaşaması esastır.

Hayat, bu düzlemdeki tek gerçekliktir. Zihin devreden çıktığında onu yaşamaya başlarız, ayrım yok olur... Tüm duygu ve düşünceler erir ve geriye sadece insanlar ve diğer her şey olan görünmez bağımız kalır. Bu bağın adı sevgidir...


ALMA VERME DENGESİ
Dawn ve Swede arasındaki dengesizlik ilişkilerinin kopmasına sebep olur. Her şeyi veren Swede, suçlu veya suçsuz değildir. Bu dinamik ile Dawn devamlı borçlanır ve kendine ait bir alana sahip olamaz. İlişkiler sahiplenici ve kısıtlayıcı  değil, bireylerin kişisel alanlarına saygı gösterir şekilde olmalıdır. Sevgi, ancak böyle bir ortamda yeşerip büyümeye devam eder...

Olayları yüzeysel olarak değerlendirmektense, derindeki dinamikleri anladığımızda, hiç bir şeyin göründüğü gibi olmadığını anlarız; bu anlayış bize hayatı olduğu gibi kabul etmeyi ve onunla akmamızı sağlar...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme