30 Aralık 2016 Cuma

Başarının İzafiyeti

Tüm başarıların kullanım ömrü oldukça kısadır. Neyi başarı olarak adlandırdığımızın bir önemi yoktur. Kendi bireysel veya toplumsal bilgi ve tecrübelerimize göre, 'geçmiş' kökenli kriterler oluşturarak, ‘bu başarılı, bu da başarısız’ deriz. 


Oysa ki, tüm başarı hallerinde, yaptığımız işi, sonucunu, ödülü, kendimiz ile özdeşleştiririz. Hatta kendi özdeşleştiğimiz bir topluluğa ait başka birisinin başarısı bile bize övünç kaynağı olur. Kendi milletimizden bir sporcu bir rekor kırarsa biz de seviniriz. Tuttuğumuz takım kazanırsa, ‘kazandık’ deriz. Ancak başka bir millet veya takım için, aynı durum pek geçerli değildir. 
Sonuç olarak, başarı kriterleri hep dış kökenlidir, geçmiş bilgi ve deneyime dayanır. Bu da beraberinde özdeşleşmeyi getirir...
Geçici bir tatmin duygusu kaplar zihnimizi... Tüm duyumlarda olduğu gibi, etki zamana bağlıdır ve bu etki çabucak sönüverir. Yeni bir başarıya, yeni bir tatmine ihtiyaç ortaya çıkar. Kısır döngü sürüp gider...

Bu zamana bağlı bakış açısı, okul çağlarında yerleşmeye başlar. Hayat planı bellidir. Hedefler konur ve tabi ki hedefin ucundaki havuçlar (ödüller)... Havuç havucu kovalar. Okulda başarı ile güdülenmeye alışırken, kendimizi hep diğerleri ile karşılaştırırız. Bu, aynı zamanda zihnin öğrenme şeklidir; kısa yoksa, uzun da yoktur... Zihin, ya geçmiştedir ya da gelecekte... İşte sadece şu anda yaşayabileceğimiz yaşamı, devamlı Zihni'mize mühürlenmiş hedef bazlı düşünmekten dolayı yaşayamayız. İçimizdeki yaratıcı tarafın ortaya çıkmasına engel oluruz... 
Gerçek özgünlük, içtenlikle ortaya çıkar...

Bu aşamada hedefler, hesaplar, bireysel dinamikler yoktur... Kişi, ego erimiş, sadece oluş kalmıştır. Her sene koyduğumuz hedeflerin, gerçekleşse de, gerçekleşmese de, ne kadar geçici, göreceli ve önemsiz olduğunu göremiyor muyuz? Bunu görmek ve anlamak ancak son derece dikkatli ve dingin bir zihinle ortaya çıkar... Geçmiş ve geleceğin olmadığı, sadece salt dikkat olduğu bir anda... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme