27 Ağustos 2016 Cumartesi

Özgür İrade Var mı?


Batı toplumlarında bireysellik ön planda tutulur; en sosyal toplumlarda bile bireysel başarı, kişinin özgürlüğü, kendini gerçekleştirmesi üzerine kurulmuş bir düzen vardır. Doğu toplumların da ise göreceli olarak daha kaderci, olanı kabul eden, bir bütünün parçası olarak yaşayan anlayış hakimdir. Bu iki uçtan hangisi doğrudur? Özgür irademiz var mıdır? Yoksa kaderimiz çoktan belirlenmiş midir? Yoksa her ikisi de doğru mudur?
Doğru olan insanın sahte duygu, düşünce ve inançlarından vazgeçmesidir. Tek doğru var olduğumuz gerçeğidir. Ancak İnternet'le beraber bilgiye erişim aşırı derece kolaylaşmıştır ve hepimiz epeyce bildiğimizi zannederiz. Bilgi ise zihnimizdeki düşünceleri besleyerek hayatımıza yön verir...

Beynimiz ve Özgür İrade
Nasıl mı? Duygu ve düşüncelerin merkezi olan beynimiz, geçmişten getirdiği bireysel ve kolektif bilgi ve deneyimlere dayanarak kararlar verir. Nörologların ispat ettiği gibi kararların yaklaşık %90’ı otomatik olarak verilir. Böyle bir bir beyne sahip olan insanlık için ise böyle bir gerçeği kabul etmek çok zordur. Beyin bunun da bir çaresini bulmuştur; davranıştan sonra mantıklı bir gerekçe bularak yapılan davranışla ilgili hatırayı tekrardan işleme alır. Biz de davranışlarımızı kontrol ettiğimiz illüzyonuna kapılırız. Buna “Akla Yatkın Hale Getirme” (Backward Realization) denmektedir. Bunun en büyük tehlikesi ise, asıl davranışa sebep olan duygu veya travmanın gizli kalmasıdır, çünkü sorgulama gereği hissetmeyiz.

Bir çoğumuz ise beyinleri ile özdeşleşmiştir. Sol yarım kürenin yapmaya çalıştığı gibi mevcut durumu korumaya çalışırlar. Beyin kendi fikir ve inançlarına aykırı bir görüş duyduğunda savunmaya geçer... Norepinefrin adlı hormon, beynin mantık kısmını kapatır ve Limbik sistem devreye girer. Duyguların merkezi olan bu kısım, çalışan hafızamız ile bağlantıyı koparır. Kendi fikrinde inat etmek, işte böyle oluşur.


Ayna Nöronlar ve Kolektif Bilinç
Kendimizi ifade ettiğimizde ve onaylandığımızda ise tam tersi, ödül ve mutluluk hormonları olan dopamin ve serotonin devreye girer ve kendimizi iyi hissederken, öz-güvenimiz de artar. Ayna nöronlar, empatik nöronlardır. Karşımızdakinin duygularını hissetmemizi sağlarlar. Oysa ayna nöronlar karşılıklı çalıştığı için, başkalarında kendimizi de yansıtırız... Anlaşılacağı gibi, aslında diğerleri yoktur; bireyler olarak devamlı sosyal etkileşim halindeyizdir. Toplum, atalarımız ve ailemizden taşıdığımız travma ve inanç sistemleri, bunun ispatı gibidir.

Öte yandan sağ yarım küre ise, sol yarım kürenin tersi gibi çalışır... Mevcut durumu sorgulayan kısımdır. Sağ ve sol yarım küreler karşı karşıya gelirler. Bir de ayna nöronlar sayesinde diğer beyinlerden etkilendiğimizde iş çığrından çıkar... Beyinde bir karar merkezi yoktur. Bir çok merkez paralel olarak çalışır ve beyin hep farklı bir imaj ortaya koyar; buna sanal, anlık bir kişilik de diyebiliriz. Açken farklı bir şekilde davranırken, rahatken farklı bir şekilde davranırız... Stadyumda koyu bir taraftarken bambaşka davranırız.

Sonuç
Beynin çalışma mekanizmasını, kolektif bilinci anladıkça kararların özgür irade ile verilmediği ancak öyle sanıldığı bilimsel olarak açıklanabilir durumda. Sonuç olarak kolektif açıdan hayatta kalmak için hem derinden gelen bir güç ile ait olmak adına uyum sağlarken, sistem için gerekirse hayatımızı bile feda edebiliyoruz. Bireysel açıdan baktığımızda ise büyüdükçe elde ettiğimiz anılar ve bilgiler hafızada yer ediyor. Acıdan kaçan ve hazzı azami hale getirmeye çalışan zihin eylemleri meydana çıkarıyor ve bu eylemlere getirdiği mantıklı açıklamalarla ile nöral yolların derinleşmesini sağlıyor ki, buna da alışkanlıklar diyoruz. Gandhi’nin sözünde olduğu gibi alışkanlıklarımız da karakterimizi ve kaderimizi oluşturuyor.


Çözüm ve Özgür İrade
Hem kadim öğretilerde olduğu, hem de bilim adamların şimdilerde ispatladığı gibi, beyni, düşünceleri gözlemlemek, beynin çalışma şeklini derinden değiştiriyor. Farkındalığımız yükseldiğinde ise, daha sağduyulu, sezgilere açık ve duygularla savrulmayan bir hale ulaşabiliyoruz.

Gözlemenin yanında diğer önemli bir araç ise Şimdi’de mevcut olmak, çünkü zihin, ya geçmiş hatıralar ile meşgul, ya da gelecek varsayımları yapıyor. Anda yaşamayı öğrendiğimizde zihnin ve zihnin algıladığı dünyanın ötesine geçebiliriz. Artık başımıza gelen olayların ne efendisi ne kölesiyizdir. Sadece tanıklık hali içerisinde zihinden özgürleşiriz. Kontrolü bırakarak, dolaylı da olsa özgür irade devreye girer... Zihnin oluşturduğu geçici kimlik ile özdeşleşmek ve onu haklı çıkarmaya uğraşma ikilemi yoktur artık. Zihin dinginleştiğinde ve sakinleştiğinde artık özümüzden gelen ile uyum halinde çalışmaya başlar. 

2 yorum:

  1. İrade var ki hayattayız. Her zaman kullanamıyoruz o ayrı :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Doğru, bu tek bildiğimiz gerçek... Var olduğumuz. Diğer her şey sorgulanmaya açıktır. Yapılacak ilk zihni gözlemleyip, onun çalışması hakkında anlayış geliştirip onunla özdeşleşmemektir. İşe bedenden başlamak kolaydır, daha sonra düşünce, daha sonra duyguları incelediğimizde... Bunların özümüze ait olmadığını far ederiz... Kalan ise hakikattir...

      Sil