5 Haziran 2015 Cuma

Yaşa!


Bir an dur! Hiç bir şey yapma... Mümkünse düşünmeden bir dakikalığına dur ve sadece o anda var ol. Bildiğin tek gerçek var olduğun. İşte o anda yaşadığını hissediyor musun? Hayatında gönlünden gelen şeyleri yapıyor musun? Yoksa otomatiğe bağlanmış gibi bir hayat mı yaşıyorsun? O meşhur karikatürdeki gibi gençken okulu bitirmeyi, mezun olduğunda evlenmeyi, işe girmeyi, ve çalışırken de emekliliği hayal ederken sanki hiç varmak istediğiniz noktaya ulaşmadan ölüme doğru mu gidiyorsunuz?

Ne ölüm mü? Bu da nereden çıktı? Ben daha çok gencim mi diyorsunuz? Bir an için birinin cenazesinde aklınıza gelen, sonra hemen unuttuğunuz bir şey mi ölüm?
"Ölmeden önce ölmek gerekir" demiş Yunus Emre...
Ne demek istemiş? Hiç derinlemesine düşündünüz mü? Okuduklarımızın gerçek manasını anlıyor muyuz? Yoksa onlara da güzelmiş deyip geçip gidiyor muyuz? Meditasyon, yoga, ruhani bir hafta sonu... Çok iyi geldi; şimdi dönelim hayatın gerçeklerine mi diyorsunuz? Bu konuda rahatız. Zihin bir bahane bulma makinesidir. Bulunduğunuz durumdan ötürü düzinelerce dışsal sebep bulur, yetmez size döner ve kendinizi suçlayacağınız bir o kadar bahaneyi size yöneltir. Bahaneler ile bu matriksin içinde yaşar dururuz...

Geri gelelim ölüme, ölüm korkusuna... Genellikle ölümü göz ardı edip yaşamaya çalışır, ama aslında yaptığımız şey ölüm korkusundan dolayı hiç yaşamamaktır. Neden kaynaklanır bu çelişki? Tüm öğretiler “bir olmaktan, birlikten” bahsederken, neden hayatımızda her şey birbirinin zıttı gibidir, zıtlıklar vardır? Hatta ve hatta zıtlıklarla öğrenen zihnimizin varlığının sebebi nedir?


Ying yang şeklini bilirsiniz... Ona dikkatli bakarsanız siyahın içinde beyaz ve beyazın içinde siyah vardır. Bu, zıtlığın nasıl bir olduğunu, zıt kutupların birbirini nasıl tamamladığını gösteren güzel bir örnektir. Kadın ve erkek, gündüz ve gece de bunun gibidir. Boşluk olmasa yıldızları ve ayı görmeyeceğimiz gibi sessizlik olmasa şarkıların da bir anlamı olmayacaktır...

Yaşamda ile de ölüm birbirini bütünleyen kavramlardır. Ölümü kabul etmeden yaşamanın mümkünatı yoktur. Peki bunu nasıl başaracağız? Biz de bir laf vardır: “Yarın ölecekmiş gibi bugünü yaşa!”, bazen bu söz gerçek manasında algılanmaz ve gününü gün eden, vurdumduymaz bir uç bir durumla karşılaşırız... Bu kavramı kendinize göre uyarlayabilirsiniz. Diyelim seneye öleceksiniz, veya biliyorsunuz ki yakın zamanda öleceksiniz; şu anda ne yapmak isterdiniz? Ve bunu niye yapmak isterdiniz? Bu hiç de öyle kulağa geldiği kadar kolay bir iş değildir.
Önce ne yapmaktan keyif aldığınızı bulacaksınız, gerçeği bulana kadar neden diye kazıyacaksınız!

Bunu yaparken yazarak çalışmak önemlidir, zihnin tuzaklarına düşme ihtimaliniz azalır. Yapmak istediğiniz şey egonuzu besleyen bir şey mi değil mi, işte bunun peşinde olmaktır hedef. Bu sebeple “ölüm farkındalığı” geliştirmek önemlidir... Zihnin-egonun tutunduğu hiç bir değerin önemi kalmaz o an... Üstadımızın dediği gibi bu farkındalığı bir alışkanlık haline getirmek yararlıdır. Hatta derin nefes almak gibi, boşluklarda aklımıza getirmek bizi o koşuşturmacanın, zihin oyunlarının dışına çıkartacaktır. Ve anlayacağız ki kontrol edecek hiç bir şey yok; zihnimizin ötesinde adına ne derseniz deyin daha yüce bir gücün nehrinde gidiyoruz...

Buna direnç göstermeden, sadece hafif dümen hareketleri ile çok daha farkında, dolu ve huzurlu hayatlar sürmek, yaşamak mümkün...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme