23 Eylül 2016 Cuma

Woodlawn

“Karanlık karanlığı uzaklaştıramaz; bunu ancak ışık yapabilir. Nefret nefreti uzaklaştıramaz; bunu ancak sevgi yapabilir.” [Martin Luther King Jr.]
İnsan zihni karşıtlık mekanizması ile öğrenir ve çalışır. Bu mekanizma ile ben ile diğerleri  arasında bir ayrım meydana gelir. Kişi kendini diğer her şeyden ayrı tutar. Tek başına hayatta kalmak zor olduğu için diğer bir mekanizma devreye girer: Aidiyet Duygusu. Bir gruba, inanışa, takıma ait olmak hayatta kalmak için elzemdir. Bu şekilde, biz ve diğerleri gelişir.

İnsanlık tarihinde en çarpıcı ve şiddetli ayrımlar milliyetçilik ve ırkçılıkta yaşanmıştır. Özellikle de Amerika’daki Afrika kökenli insanlar ile Avrupa kökenli insanlar arasında... Kutuplaşma artmış ve her iki tarafta şiddete yönelmiştir. Şiddet ise ayrımı derinleştirir... Hangi tarafta olduğunuz önemli değildir; herhangi bir tarafta olmak şiddeti körükler. Çözüm geçmişten özgürleşip, bir olma yolunda adım atmaktan geçer; bunun adı ise sevgidir...

Woodlawn, 1970’lı yıllarda Alabama’da futbol takımının koçu ve siyahi bir oyuncusunun hikayelerini anlatıyor. Futbol, koç veya oyuncunun ötesine geçen bir hikaye... Bir takımın nasıl bir olabildiğini; ayrımlar yerine sevgi yerleştiğinde nasıl değişimler olabildiğini gösteren bir deneyim. Her ne kadar Hristiyanlık ve İsa ön plana çıkartılsa da, bu konuda ayrım yapmamak gerekir. Din kelimesi hepimizin bir olduğunu ve Tanrı’nın bir parçası olduğumuzu söyler... Tanrı’yı veya dinleri başkalaştırmak kibirden başka bir şey değildir. Mevlana, “Fihi Mafih” te bu konuya şöyle değinir:
“-Ben Hakk’ın kuluyum, kölesiyim- diyen biri kendi varlığı, diğeri Tanrı’nın varlığı olmak üzere iki varlık ortaya sürmüş olur. Halbuki -Ben Hakk’ım- diyen, kendi varlığını yok ettiği için Ene’l Hak diyor. Yani ben yokum, hepsi O’dur... Bu sözde alçakgönüllülük daha fazla değil midir?”*

Woodlawn takımında oynayan Tony Nathan isimli siyahi oyuncu, koçu tarafından yedek oynatılmaktadır. Koçun küçük oğlu bir gün babasına onun bir yıldız olduğunu görüp görmediğini sorar. Hem Nathan, hem de Koç Tandy Gerelds, her türlü baskıya rağmen yollarına devam ederler. Onlara inanç aşılayan Hank Erwin, takıma ilham vermektedir.

İlk sezonun sonunda Woodlawn en büyük rakipleri Banks ile oynar. Nathan’a son derece sert davranan Banks oyuncuları maçı kazanmayı başarır. Bunun ardından, Woodlawn hiç görülmemiş bir şeyi gerçekleştirir; Banks takımını Woodlawn ile beraber kamp yapmaya ikna eder. İki takım beraber kamp yaparlar ve birbirine olan sevgi ve saygıları artar. Karşısındakilerin rakip bir takımdan fazlası olduğunu idrak ederler.


Anlamışlardır ki, kimse yalnız değildir ve hayatta herkesin daha derin bir görevi vardır... Nathan, Tandy, Hank ve diğer oyuncular, hepsi görevlerini yapmışlardır. Bu aşamada kendilerini daha büyük bir illüzyona sürüklemişlerdir. Kendini daha üstün, daha ulvi veya şifacı olarak tanımlamış, başkalarına yardım etmek için zıvanadan çıkmamışlardır. Herkeste aynı Tanrısallık bulunur, kimsenin kimseye ihtiyacı yoktur. Başkaları bize ilham verebilir, bir şeye vesile olabilirler... Ancak hepsi bu kadar! Görevin iyisi veya kötüsü yoktur; büyük keşifler yapan bir bilim adamı da birdir, çocuklara müthiş bir sevgi veren onlara örnek olan bir görevli de birdir. Kendinden geçerek yemekler yapan biri ile harika hikayeler ortaya çıkartan yazarın arasında bir fark yoktur. Bir kişi olmadığını bildiği ve bu kişi için bir hedef doğrultusunda bir şeyler yapmadığı sürece...
İşte o zaman kalbinin sesi, ne yapacağını söyleyecektir.

*(Kaynak: İşitin Beni Ey Yarenler – Mustafa Tatcı)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme