7 Aralık 2014 Pazar

Evet Mi? Hayır Mı?


Hep evet demeyi mi öğrendik?
"Aman evladım sen uslu ve adaplı ol, mümkün mertebe evet de, uyumlu ol!"
Ya böyle olduk, ya da tam tersi... Orta yoldan, dengeden uzaklaştık mı?
Her cümleye hayır kelimesi ile başlayanları bir yana bırakalım, gerektiğinde kibarca ‘Hayır’ diyebiliyor muyuz?

Çocukken edindiğimiz alışkanlıkları başka şekillere bürünse de taşımaya devam ederiz. Bazen duymadan bile evet deriz. Ağzımızdan çıkmıştır bir kere... Bilincimize göre çok daha hızlı çalışan bilinçaltı o kadar alışmıştır ki “evet” demeye, farkına varmayız birden. Durumu gören bilincimiz yerinde durur mu, yapıştırır mantıklı bir bahane... Söylediğimiz cevabı, verdiğimiz kararı meşrulaştırırız. 

Nörobilim beynimizi analiz ederek bilinçaltımızda otomatik olarak verilen kararlara karşı nasıl bir "Veto Hakkımız" olduğunu bilimsel olarak gösteriyor. Eğer verilen otomatik cevapların farkında olursak, bilincimizi devreye sokarak gerçekten dilediğimiz cevabı verebiliyoruz... 
Hayır cevabı bizim için en uygun cevapsa bunu kibarca ifade etmek, harika olmaz mıydı? 
Bir çok öğretiye göre konuşmanız doğruluk, kibarlık ve yardımseverlik içermeli. Bunlar olduktan sonra "hayır demek" doğal bir hakkımız olmalı.


Çocukluğumuzda öğretilen evetlerin arkasında yatan faktörlerden bir tanesi de toplumun bir parçası olma isteğimiz ve topluma aykırı düşmemektir. Olanı değiştirmemek, olan temel inançları özümsemek. Anketlerde bile gerekmedikçe insanların ekstra seçenekler için ellerini kalemlerine atmadıkları keşfedilmiş. 'Şunu talep ediyorsanız kutucuğu işaretleyin' veya tam tersi 'şunu istemiyorsanız kutucuğu işaretleyin' dendiğinde, çok az sayıda kişi dışında genellikle kutucuk işaretlenmemiş. Her şey yolundaysa, hiç bir şeyi değiştirmeme eğilimini gösteriyor bu durum...

Ne diyeceğimize karar vermeden önce, ne kadar Toplum baskısı hissedip hissetmediğimizi gözden geçirmeliyiz. Herkesle hemfikir olmanın rahatlığını mı, yoksa kendimiz ve toplum için en faydalı olan için mi cevap vereceğiz?


Zihnimiz Ne Diyor?

Bilinçaltınızın karar vermek için iki kaynağı vardır; bilgi ve deneyimleri... Bunlar geçmişte olan kaynaklardır, hem kısıtlı hem de şartlandırılmıştır. Algılarımız hem duygu ve endişe merkezi Amygdala hem de biraz daha gecikme ile Prefrontal Korteks’e iletilir. Otomatik cevap Amydala tarafından verilir ve bazen mantık merkezi korteks kullanılmaz. Verilen cevaptan sonra ise kendimizi bazen ağır, bazen hafif hissederiz. Zihnimiz yüzde yüz haklı olduğunu bilse de, kalbimizde bir yer sanki sıkışır; pişmanlık hissederiz... Bu aslında zihnimizden ziyade duymamız gereken sezgilerimizdir.
Eğer hep aynı bilgi ve deneyimlerimizle çalışan zihnimizi dinleseydik, halen yontma taş devrinde yaşıyor olurduk.
Sezgilerimizi dinlediğimizde ise zihnimizdeki otomatik ayarlara ters düşeriz ve bu zihne bir acı verir. Zihin tehdit altında hisseder ve eski ayarlarına dönmek ister. Buna dayanabilirsek zihniyetimiz değişir! Yeni ortama uyum sağlar.


Hayır Diyebilmek!

Mevcut zihin yapımızı anlamak atılacak ilk adımdır. Hangi durumlarda otomatik olarak 'evet' diyoruz? Ne hissediyoruz? Hayır deseydik ne hissederdik? Kime karşı ve hangi ortamlarda evet diyoruz? İkinci adım ise sezgilerimizi dinlemek. Bu da hemen cevap vermeden önce bir süre zihnin otomatik tepkisinin bizi ele geçirmemesi için beklemek. İçimizden her iki cevap için de nasıl hissedeceğimizi tartmak; hafif mi, ağır mı?

“Olması gereken...” diye bir iç ses duyarsanız, bu bilin ki temel inançlarınızdan biridir...
Sezgilerimize güvenip Veto hakkımızı kullanırsak, her seferinde özgür ve özgün cevaplar verebileceğiz. Evet demek istemediğimiz zamanlarda “evet” demekten sadece ve sadece biz zarar görürüz. Zihnimizi anlayıp özgürleşebiliriz!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme