26 Temmuz 2012 Perşembe

Madonna


Madonna ama bu bildiğiniz Madonna değil, 1940'lı senelerin Kürk Mantolu Madonna'sı.

Kendilerini arayan iki kişinin, doğu ve batının, kadın ve erkeğin buluşması... Birbirlerini dönüştürmeleri ve özlerini bulmaları için birbirlerine çekilmelerinin hikayesi.

Kahramanımız Raif Bey, pasif, tepkisiz, içine kapanmış, özgüveni olmayan ve daima çevresini suçlayan veya tam tersi aşırıcı derecede kendini suçlayan bir yapıda. Onun kambur duruşunu, önüne bakar halini, heyecansız bakışını, düzensiz saçlarını tanıyorum sanki.
Ailesinde babası ile olan ilişkilerinin zayıflığından dolayı Raif Bey'in kadın tarafı ağır basmış...

Tam tersine, Romana adına veren Maria Puder ise babasız büyümüş ve ailenin erkek rollerini üstlenmiş ve kadınlığını yaşayamamış.
Ruhunun ve bedeninin bütünlüğü kaybetmiş, içindeki boşluktan rahatsız ama dışarıya verdiği dik ve güçlü duruştan asla vazgeçmiyor. Erkeklere, dünyaya, düzene tepkili... Rasyonel, duygusuz.
Raif Bey'e olan aşkını bile anlamak için ağır bir hastalık ve olaylar sisilesi geçirmesi gerekiyor.

O aşkı yaşadıkları kısa zamanda Puder kadınlığını hissediyor, Raif Bey'in güveni yerine geliyor. Ancak akabindeki ayrılış ilişkilerinin sonu oluyor.
Bir süre sonra Puder'den haber alamayan Raif Bey yıllar boyunca Puder'i suçlayıp, bu öfkeye tutunarak yaşamayı seçiyor, ancak gerçekleri öğrenince bu sefer de  kendini suçlamaya dönüyor, ve yaşarken ölmeye devam ediyor.

Her iki durumda da hayattan bir beklentisi olmayan görüntü çizmiş... Hayat enerjisi bitmiş, bunu değiştirmek için bir şey yapmamış...
 


Bu harika Roman bana Şanal'dan bir cümleyi de anımsattı:

"En önemli insani başarılardan birisi, sevmek ve sevilmek yeteneğinin gelişmiş olmasıdır."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme