10 Şubat 2017 Cuma

Olanı Kabul Etmek

Her yılbaşında, geçmiş seneyi değerlendirip, yeni yıl dileklerinde bulunuyor musunuz? Bu dönemde, birçok mesaj; “Yeni yıl bize mutluluk, başarı, para, sağlık getir. Lütfen güzel bir yıl ol!”der gibidir...

Siz neler istiyorsunuz yeni yıldan her defasında? Zihniniz size oyunlar mı oynuyor? Yeni yılı kişileştirerek ondan daha fazlasını istiyor, geçmiş yılın da tüm istemediklerinizi götürmesini ve hepsini unutmayı mı istiyoruz? Genelde zihin devredeyken bu tip şeyler söyler bize... Zihnimiz ne kadar devrede? Kalbimizin sesini duyuyor, sezgilerimize güveniyor muyuz?


Dünyada iki tip insan vardır; durumdan dolayı ağırlıklı olarak kendini sorumlu tutanlar ve başkalarını ve dış etkenleri sorumlu tutanlar. İkinci tür için hava, ekonomi, memleket, sistem ve onların çevresi çoğunlukla suçludur...
İlk tür ise daha umut vericidir, sorunun kendilerinde olduğunu düşünmeye daha meyilli oldukları için çözümün de kendilerinde olduğunu çabuk kavrar ve değişimi kendilerinde başlatırlar.

Zihin hiçbir zaman değişimi sevmez, çünkü değişim beraberinde belirsizliği getirir. Belirsizlik de güvensizlik illüzyonunu... Bununla da kalmaz, kişiler haklı olduklarında beyinleri testesteron salgılar ve bu hormon insanı daha güçlü hissettirir. Bu sebeple her konuda iddia etmeye meyilliyizdir.

Olanı kabul etmeyiz, etiketler, başkalaştırır, ayırır, yargılar veya eleştiririz...  Öyleyse işe ‘Olanı Kabul Etmek’ ile başlamalı? Birçok kişisel gelişim kitabında yer almaz böyle bir özellik, ancak birçok öğretinin özünde, olanı olduğu gibi görmek ve onu kabul etmek vardır... Bir olayı, durumu olduğu gibi gözlemlemek yerine onu yargılayıp, o andaki gerçeği kabul etmekte direnç gösterirsek fiziksel ve duygusal stres seviyesinde artış olur.
Unutmamalıyız ki,  kontrol etme çabamız durumu değiştirmeyecektir. Evreninin büyük bir sistem olduğunu ve kendimizin en büyük hayrına sistemin hareket ettiğine güvenmeyi deneyebilir miyiz? Bazen bu çok kolaydır, bazen de çok zor...
“Olanı kabul etmek ve hiç bir şeye tutunmaksızın etrafınızdaki değişimin oluşmasına izin vermek...”

Eğer başımıza gelen olaylara karşı bakış açımız değişir ve farkındalığımız artarsa bu daha kolay olur. Bu toplumsal olaylar için de geçerlidir. Sonuç olarak bireyler toplu olarak olayları yaratırlar... Bireysel korkuların kolektif bir şekilde yansıması toplumsal olayları oluşturur. Yüzeydeki hikaye ne olursa olsun, bu böyledir. Bizler, ne kadar bizdeki blokajların çözülmesini sağlarsak, önce kendi hayatımız değişir, sonra çocuklarımız, sonra da toplum... Her değişim mikro düzeyde başlar; eşik aşılırsa sistemin genel kuralları değişir. Çocuklarımız da, daha özgür ve kendileri gibi yaşayacaklardır... Bizden alacakları yükler de azalacaktır.
Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Hiçbir şey göründüğünün tam tersi de değildir.
Olaylar göründüğünün aksine çok farklı gerçek sebeplere dayanabilir. Bu noktada yargısız olmak, o olayı göründüğü gibi algılamanızla oluşacak yüklerden kurtulmanızı sağlar. Gerçek dinamiği anlamak şu andaki bakış açımızla imkansız gibidir. Zihinden daha ötede bir diğer gözle bakmak gerekir...


Bunu en iyi başaranlar çocuklardır; onları gözlemleyerek olayları nasıl olduğu gibi kabul ettiklerini görebilirsiniz. Bu durum, daha geniş ve yaratıcı bir dünya yaratır onlar için. Doğaları gereği an’da yaşarlar, yargısız ve tutunmasız...

Zihnimiz, duygu ve düşüncelerden oluşur, ve bunlar geçmiş kaynaklıdır... Algınız ve farkındalığınız sizi gerçeğe, o da sizi özgürlüğe götürür...
Diğer bir kabul edilmesi gereken konu da almaktır!

Verdiğiniz kadar, alıyor musunuz? Vermek, yardım etmek, saçınızı süpürge etmek, her şeye kendi başına koşturmak kolay mı geliyor? Bunun verdiği ‘haklı’ statüsünü ve hikayeyi zihniniz çok mu seviyor?

Bir şeyin akması ve gelmesi için hem almak, hem de vermek gerekir. Bu akışı sağlıyor musunuz? Size gelen yardımları, ışıkları, nimetleri kabul ediyor musunuz?
“Hayır, teşekkür ederim. Çok naziksiniz” demek ağzınızda bir kalıp olarak kaldı mı?
Bununla ilgili çocukluğunuzda ailenizden ve çevrenizden ne kadar temel inanç satın aldınız? Siz bir şey almaya kalktığınızda ne şekilde etiketlendiniz veya kendinizi etiketlediniz? Sadece gözlemleyin... Buna her şey için bakın: Sevgi, para, bolluk, yardım, takdir vs...

Debbie Ford’un dediği gibi; 
"Sadece biz almaya hazır olduğumuz zaman mucizeler hayatımızda belirmeye başlar!”
Almakla ilgili nasıl inançlarınız ve engelleriniz var?
Bir şey aldığınız zaman nasıl hissediyorsunuz?
Size bir şey teklif edildiğinde nasıl tepki veriyorsunuz?
Ve tüm bunları yaparken yaşamdan keyif almayı, her şeye bir mucize olarak bakmayı dener misiniz?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme