19 Ağustos 2014 Salı

Basamaklardan Aşağı İnmek


Bir adam varmış, sanki mucize dolu bir ortamda doğmuş, büyümüş; aile sevgisi, hayvan sevgisi ve zamanla anladığı doğa sevgisi içinde... Bir çok arkadaşı ve bir çok sevgilisi olmuş; derler ya bir çiçekten o çiçeğe... Okul, eğitim, deneyim desen değme gitsin...
Peki, yok muymuş hiç derdi? Varmış canım, arada bir tattığı o acımsı biberler... Ancak acı biberi unutturacak bolmuş ve bonkörce harcanacak tatlılar...
Bu güvenli hayatı ispatlayacak kadar da, ince bir bedeni varmış.

Derken bir gün, adam artık kendi ayaklarının üstünde durması gerektiğini görmüş. Birden almış can simidi olan yirmi kiloyu... Lakin bununla bitmemiş, hiç de hayal ettiği gibi bir yer değilmiş burası; ne süper kahramanlar, ne romantik ilişkiler, ne de her dakika tüketilecek eğlence varmış.

Lakin, durum dışarıdan hiç de adamın hissettiği gibi görülmezmiş. Her gelen, adamın etiketlerini, maskelerini, işini, dış görünüşünü pek beğenir pek takdir edermiş. Aman canım sen de, ben abartıyorum sanırım dermiş adam da kendi kendine, eski alışkanlıklarını sürdürmeye çalışarak... Ancak ne kadar da sürdürse, dolmuyormuş içindeki boşluk.

O da vermiş kendini işine, tırmanmış basamakları tek tek; önce ufak bir firmada dikkat çekmiş, daha biraz daha büyük bir yer, daha sonra yüz kişilik bir yer... Tırmandıkça tırmanıyor, tutundukça tutunuyormuş. Ancak tüm bu çabalara rağmen, artıyormuş hayatın anlamsızlığı, arası açılıyormuş çocuk haliyle... Hatırlamakta güçlük geçer olmuş gerçekten keyif aldığı şeyleri...

Bir gün bir mesaj daha vermiş hayat ona! Bu sefer reflekslerini tutmuş adam. Bu sefer demiş, hiç bir şey yapmadan oturacağım, yutacağım bu lokmayı, hazmedeceğim, alacağım mesajı... O günden beri bir daha hiçbir zaman aynı olmamış hiç bir günü, hiç bir anı...


Hemen mi? Peri masalı değil ya bu! Zamanla olmuş ne olduysa... İnişlerle çıkışlarla...
Hayat ona yeni yeni mesajlar yollamış. Her mesajda bir yanı isyan eder olmuş; ancak içindeki sesi dinlemiş; şükretmiş, kabul etmiş, mesajı almaya çalışmış. Bazen anlamazmış mesajı... "Vardır bir hayır" deyip, aylar, belki yıllar sonra görürmüş hayrı...

İndikçe her türlü basamaktan, bırakmış başka bir maskeyi, başka bir yükü... Girmiş hayatına sevdiceği, gitmiş hayatından sevdiceği... Girmiş hayatına kitaplar, gitmiş hayatından kitaplar... Görmüş hiç bir şeyin kalıcı olmadığını... Hayatını tanımladığı deneyimlerin zaman bağımlısı olduğunu... Her deneyimin bir son kullanma tarihi olduğunu...

Artık yokmuş maskelere, etiketlere tutunmak, onların peşinden gitmek... Yavaş yavaş bırakmaya başlamış yüklerini. Hayat sadece mesaj verecek değil ya, kapılar da açmaya başlamış. Artık çok yoğun olmayan, eskiden geveze olan zihni ona imkan verir olmuş bu kapıları görmesine...

Bir bakmış daha küçük şirket, değişik insanlar, değişik bir ortam. Her ne kadar eski alışkanlıkları "Dur otur oturduğun yerde" dese de, o dinlemiyor bırakıyormuş hayatın akışına kendine. İşinin yanında sevdiklerine daha çok zaman ayırıyor, kendi keyif aldığı işler bulup bunu mevcut işine de fayda sağlar bir hale getiriyormuş. Daha sonra daha da küçük bir işte bulmuş kendini; işin ilginç tarafı basamaklardan indikçe daha huzurlu, daha sağlıklı, daha canlı hisseder olmuş kendini. Benjamin Button misali geri gider olmuş zaman onun için. Burada fark etmiş ki, artık vakit ayırmadığı tek şey kendisi... Buna da vakit ayırır olmuş, bakmış ki beklentisinin aksine çevresi de bundan dolaylı veya dolaysız her şekilde memnun...

Fark ediyor ki, şu ana kadar hayatında geleceğe yönelik tahminlerin yüzde biri bile olmamış, olması arzuladığı bazı şeyler olmuş ama hiç de onun hayal ettiği yolla gerçekleşmemiş... Geçmişe zaten pek itibar etmezmiş oldum olası... Ancak, gel gör ki tek başına değilmiş hayatta; ailesi ve yakın çevresi de etkilermiş onun psikolojisini... Çalışmış bu konular üzerinde; hayat hemen sunmuş ona yol gösterecek üstatlar, metotlar...


Anlamış ki, gerçekten elinde sadece şu an var zaman dilimi var. Gözlemlemiş zihni ne zaman gelecekle ilgili hayal kuruyor veya ne zaman geçmişe takılmış yarı çarpıtılmış hatıraları deşiyor.

Doğal olarak o da yaparmış gelecek planı; ancak ne bu plana tutunur, ne de "bir plan yaptım, hayatta değiştirmem" dermiş.

Tüm bu gelişmelerden sonra bakmış ki, bir kısım insan onunla beraber değişiyor, ilerliyor, hatta basamaklardan inerek mutluluğun, özgürlüğün basamaklarını çıkıyor... Bazıları ise biz diğer seferi bekliyoruz dercesine biraz da eleştirerek veya anlam veremeden uzaklaşıyor... Bir parça hüzün hisseder gibi olsa da saygı duyarmış herkesin kendi yoluna...

Sonra  da hatırlamış bir kitapta okuduğu satırları, ruhuna huzur gelmiş... Öyle keyifle dolmuş ki içi; o kadar yol almış... Anlamış ki asıl önemli olan yol... Yoldan keyif almayı öğrenmiş hedefi hayal etmektense...
“Irmak bizleri özgürlüğümüze kavuşturmaktan zevk alıyor, eğer kendimizi koyvermeye cesaret edebilirsek. Bizim gerçek işimiz bu yolculuktur, bu serüvendir.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme